Ukrayna savaşı üzerine barış görüşmeleri, uluslararası arenada tansiyonun yükselmesine yol açıyor. Donald Trump’ın Vladimir Putin ile doğrudan müzakereler yürütmesi, Avrupa Birliği (AB) içinde ciddi rahatsızlıklara yol açtı.
Trump ile Putin, 18 Mart’ta yaklaşık 2.5 saat süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmenin ana gündemi, Ukrayna'da devam eden çatışmaların sona erdirilmesiydi. Trump Putin'e 30 günlük kapsamlı bir ateşkes önerisinde bulunurken, Putin yalnızca Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulmasını kabul ettiğini duyurdu. Ayrıca AB'nin Ukrayna'ya askeri yardımının ve Ukrayna'nın askeri seferberliğinin sona erdirilmesi, Karadeniz'de deniz güvenliğine ilişkin teknik müzakerelerin başlatılması ve 175'er kişilik esir değişiminin gerçekleştirilmesi üzerine de konuşulduğu açıklandı. Esir takası 19 Mart’ta gerçekleştirildi.
Trump görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Putin ile üzerinde anlaşılması gereken birçok konu olduğunu ve görüşmenin olumlu geçtiğini belirtti.
“O toprakları unut”!
Daha önce Paris'te bir araya gelen Fransa ve Almanya başta olmak üzere AB devletlerinin temsilcileri, Ukrayna'nın müzakerelerin dışında tutulmasına ve ABD’nin tek taraflı hareket etmesine tepki göstermişlerdi.
Moskova, olası bir barış anlaşması için Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesini, tarafsız bir statüye sahip olmasını ve Rusya’nın kontrol ettiği Donetsk, Luhansk, Zaporijya, Herson ve Kırım’ın resmen tanınmasını talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ise bu talepleri reddediyor. ABD’nin önerdiği 30 günlük ateşkesi olumlu bulan Zelenski, barış sürecinin ancak Rusya’nın işgal ettiği topraklardan çekilmesiyle mümkün olacağını savunuyor. Ancak Zelenski’yi Beyaz Saray’dan kovan Trump, “o toprakları unut” diyor.
AB ile ABD arasındaki çatlak büyüyor
Trump yönetimi Avrupa ülkelerinin barış sürecinde daha fazla söz sahibi olmasını gereksiz bulurken, AB ülkeleri ise Ukrayna’nın “güvenliği” konusunda kendi çıkarlarını koruma konusunda ısrar ediyor. Özellikle Fransa ve Almanya, “Ukrayna'nın AB içinde uyum sürecinin devam etmesi gerektiğini” savunuyor.
Washington ile Brüksel arasındaki görüş ayrılığı, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çabalarını daha da karmaşık hale getiriyor. Avrupa “ABD’nin Ukrayna’nın çıkarlarını yeterince gözetmediğini” öne sürerken, Trump yönetimi ise “Avrupa ülkelerinin etkisiz kaldığı ve süreci gereksiz yere uzattığı” görüşünde. Trump' in Ukrayna ile ilgili planlarını hayata geçirmek için attığı adımların, çatlağın oluşmasında önemli bir rol oynuyor.
Zelenski rejimi ile ABD, Ukrayna'nın zengin mineral kaynaklarına ilişkin bir anlaşma üzerinde uzlaşmaya varmıştı. Bu anlaşma, nadir minerallerin, petrol ve doğalgaz gibi kaynakların birlikte işletilmesini kapsıyor. ABD, Ukrayna'nın mineral gelirlerinden 500 milyar dolarlık bir pay talep etmiş, ancak bu şart daha sonra kaldırılmıştı. Sonuç olarak Trump, Beyaz Saray’daki şovuyla Zelenski'ye baskı yaparak, gelecekte çıkarılacak maden, gaz ve petrol gelirlerinin yüzde 50'sini ABD ile paylaşmaya zorlamış oldu.
Kukla Zelenski rejimini kullanarak Ukrayna’yı Rusya ile savaşa süren ABD emperyalizmi, şimdi de yıkıma sürüklediği ülkenin doğal zenginliklerini yağmalaya başladı.
Diplomasi trafiğinin hızlandığı bu dönemde, Ukrayna-Rusya barış sürecinin nasıl şekilleneceği halen belirsizliğini koruyor. Görünen o ki, ABD ile AB arasındaki anlaşmazlıkların alacağı boyut, sürecin gidişatını da doğrudan etkileyecektir.
Z. Rosa