Riyad’da Ukrayna görüşmeleri ve kukla rejimin çaresizliği

Riyad’daki görüşmeler, emperyalizmin çelişkilerini ve Ukrayna’nın Batı için sadece bir piyon olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kukla bir yönetimin kendi efendilerine sitem etmesi, gerçekte hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü emperyalist sistemde kuklaların kaderi, büyük güçlerin pazarlık masalarında belirlenir.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Dünya
  • |
  • 27 Şubat 2025
  • 07:42

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleşen ABD-Rusya görüşmeleri, Zelenski rejimi için büyük bir diplomatik yenilgi olurken, Batı’nın savaş oyunlarındaki çelişkilerini de bir kez daha gözler önüne serdi. 

Emperyalist sistemin iki büyük aktörü, bir yanda Washington diğer yanda Moskova, kendi çıkarları doğrultusunda pazarlıkları sürdürürken, Kiev yönetimi şimdilik sürecin dışında tutuluyor. 

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Ankara’da yaptığı açıklamalar, içinde bulunduğu çaresizliği ve kukla bir rejimin efendileri karşısındaki zavallılığını gözler önüne serdi.

Zelenski’nin açıklamalarında dikkat çeken bir husus var, ABD’nin artık Ukrayna’nın çıkarlarını değil, kendi emperyalist ajandasına öncelik verdiğini ifade ediyor. Bu, Kiev yönetimi için yeni bir gerçek değil elbette. Ukrayna, Batı’nın savaş makinesinde bir piyon olarak kullanılmaya başladığı günden bu yana, “kendi kaderini belirleme” yetisini tamamen kaybetmiş durumda. 

Münih Güvenlik Konferansı’nda Amerikalıları “adil bir barış” konusunda ikna etmeye çalışan Ukrayna delegasyonunun çabaları, Riyad görüşmelerinin gerçekleşmesiyle tamamen geçersiz hale geldi. Artık ABD’nin “Ukrayna için savaşmadığı” ve aslında hiçbir zaman savaşmadığı gerçeği daha da görünür oldu.

Fransız filozof Jean-Paul Sartre’ın dediği gibi, “Özgürlük, insanın kendi eylemleriyle yazdığı bir kaderdir.” Ancak Ukrayna için “özgürlük”, Washington’un çıkarlarının çizdiği sınırlar içinde hareket etmekten ibaret. Kendi geleceğini tayin etme yetisini Batı'ya devretmiş bir yönetimin “bağımsızlık” iddiasında bulunması, tam anlamıyla trajikomik bir durumdur. Zira kukla olmayı kabul edenlerin “bağımsızlıktan” söz etmeleri demagojiden öte bir anlam taşımaz. 

Avrupa ve emperyalizmin çıkmazı

ABD’nin Ukrayna’yı gözden çıkarmaya başladığı bu süreçte Kiev’in yeni dayanağı Avrupa oldu. Ancak Avrupalı liderlerin kendi güvenliklerini Washington’un çıkarları dışında şekillendirme kapasitesine sahip olup olmadığı büyük bir soru işareti. 

Macron’un Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltma yönündeki söylemleri Kiev’de bir umut ışığı olarak görülse de Fransa ve Almanya gibi devletlerin bile ABD’ye stratejik bağımlılığı hâlâ aşılabilmiş değil. Ukrayna’daki Neonazi işbirlikçisi rejimin yaşadığı hayal kırıklığı, ABD’nin küresel hegemonyasının çelişkilerini de açığa çıkarıyor. Batı ittifakı içindeki kriz, emperyalizmin doğası gereği müttefiklerin eninde sonunda birbirini satmaya mahkûm olduğunu gösteriyor. Avrupa sermayesi, Washington’un savaş politikalarına tam anlamıyla boyun eğmişken, şimdi bu politikaların sonuçlarıyla yüzleşiyor. ABD, Ukrayna’yı bir savaş alanına çevirdi ve bu savaşın yükünü Avrupa’nın omuzlarına bıraktı. Trump yönetimi, Ukrayna’da bulunan nadir mineralleri yağmalamakla ilgileniyor. Ayak işlerini ve masrafları üstlenmeği ise AB’ye havale etti. Gelinen aşamada Ukrayna’nın Batı destekli kukla yönetimi, Moskova ile Washington arasındaki stratejik pazarlıkların nesnesi olmaktan öteye gidemiyor. Nitekim ülkesinin savaş alanına çevrilmesi suçuna ortak olan Zelenski, zafer üzerine bir yığın boş laf ettikten sonra söylemini değiştirmek zorunda kaldı. “Bu savaşı savaş meydanında kimse kazanamaz” demeye başlayan Zelenski, Batı’nın askeri çözümlerinin bir çıkmaz sokak olduğunu idrak etmeye başlamış görünüyor. 

Sonuç olarak, Riyad’daki görüşmeler, emperyalizmin çelişkilerini ve Ukrayna’nın Batı için sadece bir piyon olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kukla bir yönetimin kendi efendilerine sitem etmesi, gerçekte hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü emperyalist sistemde kuklaların kaderi, büyük güçlerin pazarlık masalarında belirlenir.