Ukrayna üzerinde “emperyalist barış” görüşmeleri

ABD emperyalizmi saldırganlık ve savaş politikalarını tırmandırarak yeni bir dünya savaşı riskini büyütmenin bir numaralı suçlusu ve ele başısı konumundadır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Dünya
  • |
  • 25 Şubat 2025
  • 19:00

Donald Trump, seçim kampanyası sırasında Ukrayna'daki savaşı 24 saatte bitireceğini iddia etmiş, bu uğurda harcanan milyarlarca doları “tam bir israf” olarak gördüğünü açıklamıştı. Göreve başlamasının üzerinden bir ay geçmeden Ukrayna’ya yönelik ABD politikasını “tersine çevirdi.” Önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Ardından iki ülkenin üst düzey diplomatları Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldi. Görüşmelere ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov başkanlık etti. Toplantıda Ukrayna'daki savaşı sona erdirecek bir barış planının yanı sıra diğer konular da ele alındı. ABD’nin AB-NATO müttefikleri ile Volodimir Zelenski yönetiminin toplantıya dahil edilmemesi ise utanç verici bir aşağılanma olarak kabul edildi.

“Barış” görüşmelerini başlatan Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’ye saldırdı. “Orta derecede başarılı komedyen (Zelenski), ABD’yi milyarlarca dolar harcamaya ve ‘kazanılması mümkün olmayan bir savaşa’ girmeye ikna etti” iddiasını ortaya atan Trump, “Ukrayna’daki savaş asla başlamamalıydı” dedi. Zelenski’yi diktatör olarak niteledi ve “Berbat bir iş çıkardı” diyerek aşağıladı. “Hızlı hareket etse iyi olur yoksa geriye bir ülkesi kalmayacak” diye de tehdit etti. Ülkesinin Ukrayna’ya sağladığı yardımın karşılığını geri alacağını, “…nadir elementler ve petrol istiyoruz. Ne alabilirsek” ifadeleriyle duyurdu. Ukrayna ile kıymetli maden anlaşmasına “oldukça yakın” olduğunu söyledi. Bunun “büyük bir anlaşma” olduğunu öne süren Trump, “Ukraynalılar da bundan çok mutlu” iddiasını ortaya atarak kukla Zelenski rejimiyle alay etti. Tüccar kafasıyla “biz de paramızı geri alıyoruz” diye müjde verdi. Trump’ın Ukrayna’ya yönelik emperyalist politikası sadece “barış” görüşmelerinde değil, aynı zamanda ülkenin adeta “ekonomik sömürgeleştirilmesi” girişiminde de kendini gösteriyor. Ukrayna’ya inanılmaz ekonomik talepler dayatan ABD’nin tüccar Başkanı, Washington’ın 2012’den bu yana Ukrayna’ya sağladığı “yardım” karşılığında nerdeyse Ukrayna’nın kendisini talep ediyor. Eski bir İngiliz diplomat, Trump yönetiminin bu tavrını, şu ifadelerle eleştirdi:

“Bir dükkana girip burası çok güzel bir dükkan, başına bir şey gelirse yazık olur diyen adi bir suçlu gibi davranıyor. Bu hükümet organize suç karteli gibi davranıyor.”

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de Trump gibi, Ukrayna’nın 2014 öncesi sınırlarına dönmesi ve NATO üyeliğinin “gerçekçi olmayan hedefler” olduğunu ve herhangi bir barış anlaşmasının dışında tutulması gerektiğini kabul etti. Avrupalıları demokrasi eksikliği ve özgürlüklerden yoksunlukla suçladı. Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada “…beni en çok endişelendiren tehdit Rusya, Çin veya herhangi bir dış aktör değil, aslında içeriden, Avrupa’dan geliyor” dedi. Söylenenlerinden ardından katılımcıların çoğu öfke ve şaşkınlıkla tepki gösterdi. Brüksel’de 46 ülkeden oluşan Ukrayna Savunma Temas Grubu’nun toplantısında da konuşan Hegseth, “… işe Ukrayna’nın 2014 öncesi sınırlarına dönmenin gerçekçi olmayan bir hedef olduğunu kabul ederek başlamalıyız. Bu hayali hedefin peşinden gitmek sadece savaşı uzatacak ve daha fazla acıya neden olacaktır” dedi.

***

ABD’nin emperyalist dünya düzeni liderliğini koruma ve rakiplerini güçten düşürme stratejisinin ürünü olan Ukrayna savaşı, gerçekte ABD, batılı emperyalist müttefikleri ve onların savaş örgütü NATO tarafından Rusya’ya karşı başlatıldı. Şimdi Trump ve ekibinin Ukrayna savaşını Zelenski yönetiminin başlattığını söylemesi, (kendi suçlarını gizleme amacı taşısa da) üç yıl boyunca “Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal eden saldırganlık savaşı”, “Rus işgali” propagandasının yanılsama olduğunun açıklaması, Münih Güvenlik Konferansı sonuç bildirgesinden “Rus saldırganlığı” ifadesinin ABD tarafından çıkarılmak istenmesi vb. çıkışlar, bugüne kadar sürdürülen tiksinti verici yalan propagandasına büyük bir darbe vurdu. Ukrayna savaşının nedenlerini, büyük bir faturaya dönüşen sonuçları üzerinden sorgulamaya başlayan Avrupalı emekçiler, ABD’nin yaptığı çıkışların da etkisiyle bu sorgulamayı derinleştirme imkanına kavuştular. 

ABD, Ukrayna savaşında “Batılı değerler topluluğu” olan AB’li ortaklarını kendi emperyalist çıkarları uğruna kullandı. Başından beri ABD’nin savaş politikalarına boyun eğen ve gerçekçi olmayan “Ukrayna zaferi” üzerine boş laflar eden Avrupalı emperyalistler, izledikleri savaşçı politikaların sonuçlarıyla yüz yüze kalmış oldular. ABD, savaşın yükünü Avrupa’nın omuzlarına bıraktı, bundan sonra masrafları üstlenmeyi AB’ye havale etti. Kendisi ise Ukrayna’yı yağmalanmakla, adeta sömürgesi yapmakla meşgul. Savaş suçluları şimdi kendi aralarında kavgaya tutuştu. Avrupa devletleri ise, Trump yönetiminin çıkışlarından dolayı adeta “yolunu kaybetmiş” durumdalar. Yanı sıra Avrupalı halklar da “kandırıldık duygu ve düşüncesinin” gelişeceği ve “savaş suçluları” olarak damgalanacakları kaygısı içindedirler. ABD ile AB’li müttefikleri arasındaki emperyalist çelişki, bu gelişmelere vesile oldu. 

Savaş suçlusu AB’den histerik tepkiler

Trump ve ekibinin Biden yönetiminin Ukrayna politikasını değiştirmesi, Avrupa Birliği (AB) ve Ukrayna’yı hiç değilse şimdilik müzakerelerin dışında bırakması, ABD’nin batılı ortaklarında büyük şaşkınlık ve öfke yarattı. ABD’nin Rusya ile ilişkileri normalleştirme görüşmeleri nedeniyle Avrupa Parlamentosu’nda çoğunluk, AB’yi savunmak için hızlı kararlar alınması çağrısında bulundu. Brüksel’de dört büyük siyasi grubun liderleri, “yeni jeopolitik gerçekliğin” donucu olarak “Avrupa’nın kendi güvenliğini güçlendirmesi gerektirdiğini” savundular. “Avrupa artık ortak değerlerimizi ve çıkarlarımızı savunmak için tamamen ABD’ye güvenemez” uyarısında bulundular. Buna rağmen Ukrayna’ya “desteğin” sürdürülmesi gerektiğini yinelediler. 

AB şefleri, Avrupa’nın kendi savunmasını genişletmek ve silah sanayiini güçlendirmek için gerekli mali kaynakları acilen sağlaması gerektiği savunuyor. ABD ve Rusya temsilcilerinin gerçekleştirdiği Ukrayna görüşmelerinin ardından harekete geçen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupalı ​​müttefikleri Paris’te yeni istişarelere davet etti. Macron’un daveti üzerine Paris’te bir araya gelen üst düzey Avrupalı ​​siyasetçiler arasında Almanya Başbakanı Olaf Scholz, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi isimler de hazır bulundu. Trump ve Putin’in planlarında Avrupa için “korku senaryoları” gören AB, savunma kapasitesini geliştirmesi ve ordusunu kurması gerektiğini tartışıyor. Ancak bu yolla ABD ve Rusya karşısında kendini savunabileceğini iddia ediyor.

Fakat Avrupalı emperyalistlerin ABD’den bağımsızlaşma, kendi güvenliklerini ABD’nin çıkarları dışında şekillendirme kapasitelerine sahip olup olmadıkları tartışmalıdır. AB üyesi devletler arasındaki çelişkiler ise bu sorunu derinleştirmektedir. Macron’un çağrısıyla Paris’te Ukrayna’daki durum ve Avrupa güvenliğinin görüşüldüğü, AB’nin başlıca askeri güçleri ile Birleşik Krallığın da katıldığı acil toplantının başarısızlığı, bunun göstergesi oldu. Toplantıda Almanya, İspanya ve Polonya, Avrupa birliklerinin Ukrayna’ya konuşlandırılmasına karşı çıktı. Birçok Avrupa devlet veya hükümet başkanı ise, Macron’un bu girişimini, “Avrupa ülkelerinin çoğunluğunu dışladığı ve Avrupa’nın bölünmesinin Trump’ın politikalarını desteklediği” gerekçesiyle eleştirdi. Avrupalı emperyalistler, aralarındaki çelişkileri ve bölünmüşlükleri aşarak ortak bir politika izlemeyi başarabilecek gibi görünmüyor.

ABD emperyalizmi, uluslararası alanda başlıca emperyalist güç olarak hakimiyetini sürdürebilmek, askeri, mali ve ticari imtiyazlar elde edebilmek için Avrupa ülkeleri üzerindeki muazzam nüfuzunu korumaya çalışıyor. Bu durumda bölünmüş bir Avrupa, ABD’nin çıkarınadır. Trump’ın yeni çıkışı, Avrupa emperyalizminin bir projesi olan AB’nin yapısal zaaflarını da açığa çıkardı. Bu zayıflıkların bilincinde olan ABD emperyalizmi, Avrupa’daki bir dizi siyasi ve toplumsal zaafları kullanmaktadır. AfD ve onun gibi ırkçı-faşist partilere verilen açık destek de bunun bir ürünüdür. Dolaysıyla Trump yönetiminin yarattığı şok, “Bu, güvenlik açısından bir dosttan çok düşman gibi davranan bir müttefike bağımlı olan Avrupalıların geleceği için hayati bir sorudur” çığlıklarına yol açtı. 

Savaştan sonra Ukrayna’nın doğal kaynaklarını kimin yağmalayacağı, ABD ile Avrupalı ​​emperyalistler arasında bir rekabet konusudur. Ukrayna üzerindeki bu rekabet daha da şiddetlenmiş bulunuyor. Bu bağlamda Trump, AB güçleri aleyhine olacak şekilde, Ukrayna’nın doğal kaynakları ve ekonomisi üzerinde tam bir kontrol sağlamak istiyor.

 ABD’nin çıkarları ve öncelikleri

Trump, iktidara gelmeden önce Wall Street Journal gazetesine verdiği röportajda, Putin’i Ukrayna’ya saldırmaması konusunda uyardığını söylemiş ve “Vladimir, eğer Ukrayna’ya saldırırsan sana öyle sert vururum ki inanamazsın. Sizinle tam (…) Moskova’nın merkezinde buluşacağım” tehdidinde bulunmuştu. Peki şimdi ne oldu? ABD, Ukrayna savaşıyla jeostratejik hedeflerine kısmen ulaşmış görünüyor. Avrupa’nın kullandığı ucuz Rus gazı, çok pahalı olan ABD’nin kaya gazıyla değiştirildi. Avrupa enerji piyasası Amerikan enerji tekellerinin eline geçti. NATO’nun yeni bir düzeyde silahlandırılması sonucu Amerikan savaş tekellerine çok karlı yeni pazarlar açıldı. ABD silah endüstrisi Avrupa’dan gelen siparişlerden milyarlarca dolar kazandı. Alman teknolojisinin Rus hammaddeleriyle bir araya gelmesinin önlenmesi hedefine çoktan ulaştı. Savaş, verili koşullarda Avrupa’nın ABD’den siyasi, ekonomik ve stratejik olarak kurtulma yolunu tıkamış görünüyor. Avrupa’nın ABD’ye olan bağımlılığı önemli ölçüde arttı. Avrupa Rusya’dan ve Avrasya’nın tamamından neredeyse kopmuş görünüyor. Trump’ın Ukrayna politikasını “rafa kaldırması”, ABD’nin Ukrayna’ya ve İsrail’in Filistinlilere karşı savaşını finanse etmeye devam edip aynı zamanda başlıca rakibi Çin’i zayıflatmaya odaklanamayacağını düşünmesinin de bir sonucudur. Dolayısıyla “Önce Amerika” sloganı, ABD’nin jeostratejik çıkarları açısından Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesini ve başlıca rakip güç olan Çin’e yoğunlaşabilmek için Rusya ile ilişkilerini normalleştirilmesini gerektiriyor. Bu durumda Trump yönetiminin Ukrayna savaşına son vermek yoluyla Rusya ile ilişkilerini normalleştirmesi, Avrupa’da ya da dünyada barış istediği anlamına gelmiyor. Trump, askeri kaynakları Avrupa savaş alanından uzaklaştırıp ABD’nin askeri saldırganlığının ana hedefi olan Çin’e odaklanmak istiyor.

Savunma Bakanı Pete Hegseth’ın, Ukrayna İrtibat Grubu’nda yaptığı konuşmada “önemli stratejik gerçekler, ABD’nin öncelikle Avrupa’nın güvenliğine odaklanmasını engelliyor” dedikten sonra “Komünist Çinlilerle birlikte, vatanımızı ve Hint-Pasifik’teki temel ulusal çıkarlarımızı tehdit etme yeteneği ve niyetine sahip değerli bir rakibimiz daha var” ifadesini kullanması bu görüşü teyit ediyor. Trump’ın savunma bakanlığı için politikadan sorumlu müsteşar yardımcısı olarak seçtiği Elbridge Colby de ABD askeri kaynaklarının Çin ile savaşa yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Colby, 2024 yılında ABD’nin her iki bölgede aynı anda savaş yürütecek kaynaklara sahip olmadığını ileri sürmüş, “Amerika gerçeklerle yüzleşmeli ve Avrupa yerine Çin’e öncelik vermeli” önerisinde bulunmuştu. 

Gerçekte Trump yönetimi Ukrayna’da emperyalist bir barış umuyor ve büyük çaplı bir küresel savaş yürütüyor, yenilerine de hazırlık yapıyor. Göreve geldiği ilk ayda şaşkınlık yaratan skandal açıklamaları da bunu kanıtlıyor. O, Gazze’nin Amerika’ya devredilmesini talep etti. Kanada’nın ABD’nin 51. eyaleti olduğunu, hükümet başkanının da ABD valisi olduğunu söyledi. Sonra sıra Panama Kanalı’na geldi. Ardında Danimarka’nın Grönland’ı ABD’ye devretmesi, Meksika Körfezi’nin isminin “Amerikan Körfezi” olarak değiştirilmesi çağrısında bulundu…

ABD egemen sınıfının önemli bir bölümünün işgal arzusunu dile getiren Trump, bu pervasız açıklamalarını askeri güç kullanma tehditleriyle de birleştirdi. Dolaysıyla içinde bulunduğumuz yeni tarihsel evrede ABD emperyalizmi saldırganlık ve savaş politikalarını tırmandırarak yeni bir dünya savaşı riskini büyütmenin bir numaralı suçlusu ve ele başısı konumundadır.