Başta üniversite gençliği olmak üzere toplumun önemli bir kesimi gerici-faşist rejimin artan baskı ve zorbalığına karşı günlerdir büyük bir direniş ortaya koyuyor. Erdoğan yönetiminin kurmak istediği faşist tek adam diktatörlüğüne geçit vermemek için ülkenin dört bir yanında kitlesel ve militan eylemler gerçekleştiriliyor. Verili bu tablo dahi, sorunun dar anlamda CHP şahsında düzen muhalefetine çekilmek istenen “operasyondan” öteye olduğunu gösteriyor.
Üniversitelerden sokaklara, sokaklardan meydanlara akan gençlik kitleleri, gelişen hareketin öne çıkan temel bir dinamiği durumunda. Böyle olmasının elbette nesnel nedenleri var. Zira gençliğin özellikle emekçi kesimleri, çok yönlü sorunlarla boğuşuyor. Gençliğin dört bir koldan kuşatılıp baskı ve zorbalıkla nefessiz bırakılması, eğitim hakkının türlü yollarla gasp edilmesi, diplomalı işsiz kalma gerçeği, gelecek ümitlerinin hepten tüketilip koyu bir karanlığın dayatılması, bu sorunların başında yer alıyor. Gençlik kitlelerinin gelişen halk hareketi içerisinde güçlü bir şekilde yer almasının arka planını da bu sorunlar yumağı oluşturuyor. Hali hazırda devam eden halk hareketini ve gençliğin bu mücadele içerisindeki yerini ayrıca değerlendirme imkânımız olacaktır. Fakat bugünden altının çizilmesi elzem olan bazı gerçekler de önümüzde durmaktadır.
Kitle hareketleri doğası gereği ileri ve geri yanlar içerir. Bugün heterojen bir yapıya sahip olan, temelde baskı ve zorbalık karşısında büyük bir öfkeyle sokağa inen gençlik kitleleri için de bu olgu geçerlidir. Zira ilerici, sol-sosyalist değerlere yakın olan gençlik kitleleri ile burjuva milliyetçiliğinin etkisinde olan geniş bir gençlik kitlesini bir arada bünyesinde barındıran bir sokak hareketidir söz konusu olan. Verili bu durum, kendisini devrimci, ilerici ya da sosyalist olarak tanımlayan gençlik örgütlerine büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların başında ise; bir yandan gelişen gençlik mücadelesini güçlendirip kalıcı mevzilere kavuşturmaya çalışırken, öte yandan sol hareket şahsında temsil edilen ilerici-mücadeleci birikimi her adımda kitle hareketinin geneline mal etmeye çalışmak ve burjuva gericiliğinin gölgesini bu yolla gençlik kitleleri üzerinden kaldırmak görevi yer almaktadır. Bu, gençlik mücadelesinin ve hareketinin geleceği açısından kritik bir önem taşımaktadır ve başarıldığı koşullarda sanıldığından da öteye sonuçlar yaratacaktır.
Altını kalınca çizdiğimiz bu sorumluluktan hareketle, gençliğin Büyük Maçka Buluşması’nda yaşanan provokasyon girişimine ilişkin söyleyeceklerimize geçmek istiyoruz:
- Gün geçtikçe ivmelenen gençlik mücadelesinin en kitlesel ve güçlü eylemlerinde biri olan dünkü Maçka Buluşması’nda, aralarında yoldaşlarımızın da olduğu devrimci-ilerici güçlere dönük linç girişimi yaşanmıştır. Linçci güruhun aktörleri dosdoğru ırkçı-faşist güçlerdir. Fakat bu saldırının sorumluluğunu tümüyle eylem komitesi taşımaktadır. Zira Maçka Buluşması’nın çağrısını yapan, bu bağlamda sürecin tüm sorumluluğunu üslenen, bizzat eylem komitesidir. İkincisi, alanda açılan ve devrimci söylem ve şiarların yer aldığı flamaların “kapatılması” için çağrı yapan, her türlü provokasyona açık bir ortamda devrimci-ilerici gençlik örgütlerini hedef haline getiren de bizzat eylem komitesidir. Üçüncüsü, saldırı sırasında ve devamında, edilgen bir şekilde olup bitene büyük oranda seyirci kalan da yine eylem komitesidir.
İşin “düşündürücü” yanı ise, eylem komitesi bileşenlerinin başta Emek Gençliği, MFT, İDP vb. olmak üzere, kendisini sol-sosyalist olarak tanımlayan farklı gençlik örgütlerinden insanların oluşturmasıdır. Bu, akıl alamaz ve asla kabul edilemez bir durumdur!
- Maçka provokasyonu üzerinden altını çizmek istediğimiz bir diğer önemli konu ise, linç girişimi ve faşist saldırıların sadece bizi hedef almadığıdır. Söz konusu saldırıların hedefinde, toplam devrimci ve ilerici birikim yer almaktadır. Gerek sermaye devletinin gerekse faşist güruhların gençlik hareketinin ilerici-devrimci damarını ezmeye dönük bu saldırıları, eylemde açılan pankart ve flamlarla gerekçelendirilemez ve “makul” gösterilemez! Dolayısıyla, başta eylem komitesi bileşenleri olmak üzere, kendisini devrimci, sosyalist ya da sol olarak tanımlayan tüm güçler, olup bitenlere bu gözle bakabilmeli, sorumluluklarını turnusol sayılabilecek bu olay üzerinden gözden geçirmeli, hareket içerisindeki konumlanışlarını eleştirel bir bakışla yeniden değerlendirmelidir.
- Üçüncü olarak, şunu hatırlatmak istiyoruz: Gelişen hareketi devrimci-sosyalist bir muhteva üzerinden ileriye taşımak yerine geri yanlarının gölgesine sığınmak, “küçük hesaplar” yaparak sol-sosyalist devrimci değerleri ve ilkeleri bir kenara bırakmak, hiçbir biçimde devrimci ve ilerici güçlerin işi olamaz. Şu ya da bu hesapla devrimci-ilerici birikime, sembol ve değerlere dönük faşist saldırıları görmezden gelmek, hatta daha da ileriye giderek bu türden saldırılara yol açacak tutumlar almak ise en hafif tabirle ibret ve utanç vericidir. Bu türden olaylar bireylerin hafızasından silinse de devrimci mücadelenin defterine not edilen tarihsel bir leke olarak kalacaktır. Eylem komitesi ve bileşenleri, Maçka provokasyonuna bir de bu pencereden bakabilmelidir.
- Son olarak şunu ifade etmek istiyoruz. Devrimciler, her dönem kitle hareketlerine ve sokak mücadelelerine kendi söylemleri, şiarları, pankartları, dövizleri ve değerleriyle birlikte katıldılar. Kimi zaman gelişen mücadelelere bu yolla rengini de verdiler. Bu durum, devrimci mücadele geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bunu engellemeye ne sermaye devletinin gücü yetti bugüne kadar, ne de onların tetikçiliğini yapan gerici-faşist güçlerin! Bundan sonra da bunu başaramayacaklar! Ercan Koca'lardan Alaattin Karadağ'lara uzanan mücadele geleneğine bakmak, ne demek istediğimizi daha da anlaşılır kılacaktır.
***
Gerici-faşist rejimin devrimci ve ilerici güçlere dönük cadı avı başlattığı, kitlesel gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı, gelişen kitle hareketini kötürümleştirmek ve ilerici damarını ezmek için saldırılarını tırmandırdığı şu günlerde, devrimci dayanışmayı ve birleşik mücadeleyi güçlendirmek ve kitle hareketini büyütmek sorumluluğu önümüzde duruyor. Tüm devrimci ve ilerici güçlere çağrımız, tümüyle bu sorumluluğa odaklanmalarıdır. Hareketin saldırı altında olan devrimci damarını güçlendirmeksizin ve bunu halk hareketine mal etmeksizin bu saldırıları furyasının püskürtülemeyeceği açıktır.
Biz DGB olarak bu sorumluluğumuzu söylemlerimizle, eylemlerimizle, sloganlarımızla, asla derleyip dürmeyeceğimiz pankart ve flamalarımızla yerine getirmeye devam edeceğiz. Devrimci-ilerici güçlerle yan yana geldiğimiz eylem birlikteliklerini “yalpalayana verilecek en büyük destek yalpalamamaktır” bakışıyla ele alacağız.
Sözümüzü Nazım’ın şu dizelerindeki çağrıyla noktalıyoruz:
“Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır!”
Devrimci Gençlik Birliği
26 Mart 2025