AKP’nin dolu dizgin süren saldırılarına karşı gençliğin sesi yükseliyor. Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi’nin önünde polis barikatlarını yıkarak, düzen muhalefetini de zorlayarak, emekçileri peşlerine takarak gençlik “ölmediğini” gösterdi.
Gerici faşist iktidarın zorbalığına karşı yapılan eylemler elbette ayrı bir değerlendirmenin konusu olacaktır. Ancak bu gelişen süreçte öne çıkan, hareketin dinamiğini oluşturan ve kendi yolunu bulmaya çalışan gençliğe ve gençliğin eylemlerine dair birkaç gözlem aktarmak işlevsel olacaktır. Muhalif medyada da fazlasıyla konuşuluyor ve “gençlik o kadar da apolitik değilmiş” yorumları havada uçuşuyor. CHP’nin gençlik kollarının yeterince örgütlü olmadığından dem vuranlardan Bozdoğan Kemeri’nde buluşan gençlerin “provokasyon” yaptıklarını iddia edenlere kadar her çeşit yorum dolaşıyor ortalıkta.
***
Üniversitelerde ve meydanlarda günlerdir barikatları zorlayan, TOMA’lara karşı duran, ele avuca sığmayan, “miting” ile “direniş” arasında ayrım yapan bir gençlik profili var.
Dinci-gerici iktidarın yıllardır sistematik olarak zehirlediği ve bunun ürünü olarak hem iktidara tepki gösteren ama hem de milliyetçi söylemlerin karşılık bulduğu bir düzlemdeyiz. Emekçiler arasında da benzer bir tablo var aslında, bunun gençlik kitlelerindeki yansımasını bu alanda bir kez daha görüyoruz.
İktidarın politikalarıyla değersizleştirilen, amaçsızlaştırılan ve bunun için özel olarak uğraşılan bir tabloda, gençlik kendi içinde tüm bunlara karşı bir itiraz kanalı buldu. Geniş kesimleri kapsayan hareketlerde, eylemli süreçlerde eşyanın doğası gereği çok seslilik vardır.
Geniş gençlik kesimlerinin eylemde olması kendi başına “politik” oldukları anlamına gelmiyor. Bu yanıyla dövizlerde öne çıkan “Sen apolitik değilsin, korkaksın!” sözü “Ben apolitiğim ama cesurum!”u da içerisinde barındırıyor.
Gençlerin önemli bir kesimi Bozdoğan’da, İÜ önünde, Beşiktaş’ta barikatları zorlarken bir adım sonrasında ne yapacaklarını bilmiyor olabilirler ama önlerine çekilen barikatın ne anlama geldiğini biliyorlar. Polisle tartışan bir genç Taksim’e yürümek isteme nedenini “Bizi Saraçhane’de çok dövdüler” diye anlatıyor. Benzer bir tartışmada “Ben buraya yürüyebiliyorum, Saraçhane’ye yürüyebiliyorum, Taksim’e neden yürüyemiyorum?” diye soruyor. CHP’nin yaptığını “miting”, kendilerinin sokaklara çıkışını ise “direniş” olarak tanımlıyorlar.
Bu yanıyla yıllar boyunca kanıksatılan pek çok şeyi sorguluyorlar. Bunu durup dururken sorgulamayan kitleler, eylem içerisinde sorar, öğrenir ve öğretir.
Bu yanıyla İÜ önünde barikatları yıkan, Bozdoğan Kemeri’ni zorlayan, üniversitelerinde boykot yapan gençlik için durum net:
-Diploma anlamsızdı, yaşanan olaylarla tescillendi.
-Şiddet vardı, poliste ve iktidarda cisimleşti.
-Gelecek karanlıktı, “daha fazlası da olmasın” dendi.
-Özgürlük, öncesinde bir “yanılsamaydı”, “yurt dışındaydı”, eylemlerde ise bizzat yaşamın içerisinde hissedildi.
Yolunu bulmaya çalışan, öfkeli, daha önce bir eylem deneyimi olmayan, tarihsel bilinçten ve değerler sisteminden mahrum bırakılmış, ilk kez sokaklara çıkan ve istediği şeyler çeşitlense de istemediği şeyler konusunda net olan bir gençlik kitlesiyle karşı karşıyayız.
***
Gelişen sürecin içerisinde üniversitelerde uzun bir zaman sonra “Boykot” sözü yankılandı. Bugünkü biçiminden ve niteliğinden bağımsız olarak bunun kendisinin fazlasıyla önemi var.
Üniversiteliler ve gençlik genel anlamda eylemlerde sürükleyici bir rol üstlendi. Tüm toplumun üzerindeki ölü toprağının atılmasını sağladı, hem de “sokakları” adres göstererek.
İktidar bu öfkenin alanlara yansımasını yok etmek, CHP başta olmak üzere düzen muhalefeti ise dolgu malzemesi olarak kullanmak isteyecektir. Bunda bir sorun yok, herkes kendi misyonunu oynayacaktır.
Geniş gençlik kitleleri de hangi sorunlarla harekete geçtiğinden bağımsız olarak kendi misyonlarını oynamaktadır. Bize düşen görev ise genel manada gelişen sürecin sınırlarını görerek ama bununla birlikte mevcut olanakları değerlendirerek birleşik, militan, kitlesel ve devrimci bir gençlik hareketinin önünü açacak müdahalelerde bulunmaktır. Bu yanıyla bugünkü yaşanan gelişmeleri anlamak, sınırlarına, olanaklarına, imkanlarına bakmak ve değerlendirebilmek yarını kazanmak için yakıcı bir sorumluluktur.