Gözü doymayanlar ile karnı doymayanların kavgası

Bugün “Yeter artık” diyen kitlelerin bu düzeni değiştirmek için daha büyük adımlar atmalarının zamanı gelmiştir. Çünkü bu kavga, karnı doymayanların gözü doymayanları alaşağı etme kavgasıdır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 31 Mart 2025
  • 08:00

19 Mart’ta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından sokağa dökülen milyonların eylemleri bir haftayı geride bıraktı.

Kitleler “artık eylem zamanı” dediler. Milyonlarca insanın meydanlara çıkışı, sadece bir belediye başkanına yapılan haksızlığa tepki değil. Bu, sahtekârlığın, adaletsizliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir düzende gerçeği haykırma eylemi.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla fitili ateşlenen bu isyan, yıllardır baskı, sömürü ve ayrımcılıkla sindirilmeye çalışılan kitlelerin dinci-faşist iktidara karşı yükselen çığlığıdır. Çalışmak zorunda olduğu için üniversitedeki derslerini takip edemeyen gençlerin, üç kuruş maaşla hayatta kalmaya çalışan, grev hakkı yasaklanan işçilerin isyanıdır. Ürettiği hâlde borç batağına saplanan, tarım politikalarıyla nefessiz bırakılan köylülerin haykırışıdır. Geçinemeyen emeklilerin, işsizlerin ve tüm ezilenlerin, 23 yıldır sürdürülen böl-parçala-yönet politikalarıyla zapturapt altına alınan kitlelerin, “Artık yeter!” diyerek meydanlara çıkışıdır.

Korku duvarını aşan milyonlar

Gerici-faşist rejimler sessizliği sağlamak için her yol, yöntem ve aracı kullanırlar. Çünkü suskunluk, itirazın olmadığı yanılsaması yaratır ve korkuyu pekiştirir. Bu yüzden iktidar, halkın sesini kısmak için iletişim araçlarının kontrolünü ele geçirmeye çalışır. 

Eskiden radyo ve televizyonlar susturulurken, bugün internet yavaşlatılıyor, sosyal medya sansürleniyor, mesajlaşma uygulamaları bloke ediliyor. Ancak teknolojinin olanaklarını zorlayan kitleler, bir avuç oligarkın uykularını kaçırıyor. Sosyal medya bastırılsa da, alternatif iletişim kanalları, sansürü delen medya organları üzerinden harekete geçen milyonlar, saldırı ve zorbalığa aldırmadan alanlara akıyor. Korku duvarı aşılıyor, sessizlik bariyeri yerle bir oluyor. İlk sesini yükseltenlerin verdiği cesaretle, milyonlar sokakları dolduruyor. Sessizlik, meydanlarda yankılanan sloganlarla parçalanıyor. İnsanlar artık korkmuyor, korkmanın faydasız olduğunu görüyorlar.

19 Mart’tan itibaren sokakları dolduran kitleler, öğrenci gençliğin yaratıcı ve dinamik motivasyonuyla hâlâ pratik ve psikolojik üstünlüğü ellerinde tutuyorlar. Bugüne kadar “devletin bekası için” kitleleri sokaklardan uzak tutmayı görev bilen “muhalefet” partileri, öfkeli kalabalıkları denetim altına almanın da bir yolu olarak harekete geçmek zorunda kalıyorlar. 

Bugün sahnenin ön planında gençler var. Ellerinde basılmış pankartlardan çok kendi yazdıkları, öfkelerini ve mizahlarını yansıtan dövizler var. Gezi misali bir hareketlenme, kendiliğinden gelişen bir öfke patlaması yaşanıyor.

Bu kalabalıklar sadece bir belediye başkanının hapsedilmesine karşı çıkmıyorlar. Burada birleşenler, “haksızlığa itiraz koalisyonu” oluşturan milyonlar... Sermayenin çıkarlarını koruyan, dinci gericiliği topluma dayatan, emeği hiçe sayan iktidarın politikalarına karşı birleşenler...

Bu kitleler yalnızca bireysel özgürlüklerinin gasp edilmesine değil, hayatlarının her alanına müdahale eden baskı rejimine isyan ediyorlar. Ne yiyeceğine, ne giyeceğine, nasıl yaşayacağına karar vermeye çalışan orta çağ artığı bir ideolojiye dayanan rejimin tahakkümüne başkaldırıyorlar. 

Diktatörlüğe karşı direniş!

23 yıllık AKP iktidarının temel stratejisi, toplumu bölerek yönetmek olmuştur. Kimlikler üzerinden yaratılan ayrışmalar, yüzde 90’ı sarayın güdümünde olan medyanın manipülasyonları, korku politikaları, itirazı bastırmanın araçlarıdır. Ancak bu defa bölünmüş kitlelerin baskı karşısında birleşmeye başladığı bir sürece tanıklık ediyoruz. Gezi’de olduğu gibi, sınıfsal ve ideolojik farklılıklarına rağmen toplumun çok değişik kesimleri baskı ve zorbalığa karşı birlikte direnç gösteriyorlar. Burjuva muhalefetin sınırlarını aşan, ezilenlerin ortak mücadelesine dönüşen bir hareketle yüz yüzeyiz.

Tüm baskılara, polis ve yargı terörünün gemi azıya almasına rağmen milyonlarca insan gerçeği haykırıyor. Bugün eylemler bastırılsa ya da sönümlense bile artık bu haykırışın susturulması mümkün değil. Çünkü korku duvarları aşıldı. Karnı doymayanlar, gözü doymayanlara karşı isyan bayrağını kaldırdılar.

Önümüzdeki sürecin nasıl seyredeceği, bu kitlesel öfkenin nasıl örgütleneceğine bağlı. Sönümlendiği bir durumda, sistem yeni baskı mekanizmalarıyla geniş kitleleri sindirmeye devam edecektir. Bu öfke bilinçli bir sınıf hareketiyle birleşip, ezilenlerin dayanışması örgütlü bir güce evrilebildiğinde ise, gerici-faşist iktidarın baskıcı düzeni sarsılacaktır.

Bugün “Yeter artık” diyen kitlelerin bu düzeni değiştirmek için daha büyük adımlar atmalarının zamanı gelmiştir. Çünkü bu kavga, karnı doymayanların gözü doymayanları alaşağı etme kavgasıdır.