Emperyalistler dinci-faşist rejimin arkasında

Emperyalist güçlerin desteği de kokuşmuş rejimleri her zaman kurtaramıyor. Bir haftayı geride bırakan darbe karşıtı mücadele “Boykot, grev, direniş!” şiarında vurgulanan düzeyi yakalayabilirse, emperyalistlerin desteği bu defa despotu kurtarmaya yetmeyebilir.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 27 Mart 2025
  • 09:30

ABD patentli bir projenin ürünü olarak siyaset sahnesine çıkan AKP, kuruluşundan bu yana sırtını emperyalistlere dayadı. Emperyalistler ona “sağlam” bir dayanak oluştururken, dinci gericiliğin çatı partisi olarak AKP ise onların bölgesel politikalarına “eşsiz” hizmetlerde bulundu. Zira iktidarda kalmanın emperyalistlerin desteğine bağlı olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Kimi zaman farklı iplerde oynamaları, Rusya ile ilişkiler geliştirmeleri, hegemonya çatışmasını yarattığı boşluklara sızmaya çalışmaları, ABD-NATO hizmetkarlığını hiçbir zaman değiştirmedi. 

Gericilik ve halklara düşmanlık temeline dayalı bu işbirliği-suç ortaklığı AKP/AKP-MHP koalisyonunun 23 yıllık iktidarı boyunca sürdü. Kimi zaman çıkan pürüzlerden dolayı Ankara’daki işbirlikçilerin burnu sürtülse de, Ortadoğu’da ABD emperyalizminin çıkarlarına yaptıkları hizmet bir an bile aksamadı.

Aynı durum soykırımcı İsrail rejimi ile kurdukları ilişkiler için de geçerlidir. Erdoğan’ın “sert” nutuklar çekmesi, çoğu zaman İsrail’e yaptığı hizmetlerin üstünü örtme telaşından kaynaklandı. Gazze’de 15 aydır devam eden soykırım savaşında bile bu hizmeti aksatmadı. 

Haziran 2015 seçim hezimetinden bu yana toplumsal meşruiyetinin sürekli aşınmasına rağmen dinci-faşist rejime desteğin sürmesi, emperyalist-siyonist güçlere hizmetlerinden dolayıdır. Özellikle Suriye’nin cihatçı terör örgütleri tarafından işgal edilmesinde oynadığı rol, ona hem Washington hem Tel Aviv’de “yüksek itibar” kazandırdı. Cihatçı-faşist HTŞ rejimine kalkan olması da bu “itibarını” artırıyor. Zira Suriye’nin cihatçılar tarafından işgal edilmesi, soykırımcı Netanyahu rejimine sunulabilecek hizmetlerin en büyüğüdür. Bu ise, saray rejiminin 14 yıla yayılan doğrudan katkısı olmadan gerçekleştirilemezdi. 

ABD’nin Ortadoğu politikası, ırkçı-siyonist İsrail rejiminin güvenliğinin sağlanmasını merkeze alır. Elbette Erdoğan ve Bahçeli bunu çok iyi bilir ve buna göre hareket ederler. Bu sayede ABD nezdinde puan toplarken, Washington ile sıkıntı yaşadıklarında ise Yahudi lobilerine koşarlar. 

***

Dinci-faşist AKP-MHP rejimi toplumsal meşruiyetini önemli ölçüde yitirdiği halde emperyalist-siyonist merkezlerin desteği sürüyor. Bunu, başta Suriye olmak üzere bölge halklarına karşı işlediği ağır suçların karşılığı saymak gerekiyor.

Saray rejiminin 19 Mart darbesine karşı milyonların sokaklara çıkması da bu durumu değiştirmedi. ABD, AB ve Rusya Erdoğan rejiminin arkasında saf tuttular. Batılı emperyalistler ile Rus emperyalizmi Ukrayna’da fiilen savaş içinde olmalarına rağmen, Erdoğan’a destek konusunda birleşiyorlar. Zira tümü sefil çıkarlarına göre tutum belirliyor. Emperyalist güçler, potansiyelleri büyük olan Türkiye gibi bir ülkenin hiçbir yasa ve kural tanımayan bir diktatör tarafından yönetilmesini kendi çıkarlarına uygun görüyorlar. 

Düzen muhalefeti dahil tüm muhalifleri zorbalıkla ezmek amacıyla tertiplenen darbeye karşı ağırlığı gençlerden oluşan dev bir kitle hareketinin patlak vermesi Erdoğan’ı diken üstünde bırakmıştır. Vahşi polis terörü, yargı aparatının tutuklama furyası, Erdoğan yönetiminin küstahça tehditleri bu defa sökmedi. Aradan bir hafta geçmesine rağmen hareketin önü kesilemedi. Milyonlar dinci-faşist rejim kabusundan kurtulmak istediğini haykırıyor. Buna rağmen emperyalistler bu gayrı meşru iktidarla yola devam etmek istiyorlar.  

Burada kritik rolü faşist Donald Trump yönetimi oynuyor. Zira Türkiye’nin emperyalist-siyonist planlarda uğursuz roller oynamaya devam etmesi Trump-Netanyahu ikilisi için kritik önem taşıyor. Milyonlar sokaklardayken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 25-26 Mart’ta ABD’ye gitmesi tesadüf değil. Ziyaretin gündemlerinden birinin Erdoğan-Trump görüşmesine zemin hazırlamak olduğu söyleniyor. Öncesinde yapılan Trump-Erdoğan telefon görüşmesine biçilen önem ise, AKP-MHP rejiminin emperyalist-siyonist güçlere hizmette yeni bir aşamaya geçeceğinin sinyali olarak değerlendiriliyor. Bu trafiğin İsrail’in Gazze’de soykırım savaşını yeniden başlattığı günlere denk gelmesi de dikkat çekiyor.

Halklara karşı yapılan bu işbirliği her zaman iğrenç pazarlıklar üzerinde şekilleniyor. Elbette saray rejimi yaptığı ve yapacağı hizmetler karşılığında yeni “mükafatlar” talep ediyor. Trump yönetimi dinci-faşist iktidara belli kırıntılar verecektir. Bunlardan birincisi de gerici rejime verilen desteğin devam etmesi olacaktır. 

***

Emperyalist merkezlerden yapılan hiçbir açıklama Erdoğan rejimini hedef almıyor. Demokratik haklar, hukuk devleti, gösteri hakkı vb. konularda edilen riyakarca lafları, sık yinelenen “endişeliyiz” pespayeliği tamamlıyor. NATO üyesi Türkiye ile başında bulunan Erdoğan’ın ne kadar “kıymetli” olduğunu ima eden laflar ediyorlar. Erdoğan’dan hukuk, adalet, demokrasi beklentilerini dile getirerek, Türkiye’nin dört bir yanında sokaklara çıkanlarla adeta alay ediyorlar. 

Putin yönetiminin olay karşısında takındığı tutum ise, Washington ve Brüksel’deki hasımlarından da kötü. Resmi medyada eylem haberlerine bile doğru dürüst yer verilmiyor. Erdoğan’ın açıklamalarına manşette yer verilirken, bir milyon kişinin katıldığı eylemin haberini görmek mümkün olmuyor. Sputnik, RT gibi Rus medyasının önde gelen temsilcilerinin izlediği bu yayın çizgisi Putin yönetiminin tutumunu yansıtıyor.

***

Devlet terörüne sarılarak bekasını korumaya çalışması, dinci-faşist rejimin toplumsal meşruiyetini yitirdiğinin kanıtıdır. Zira meşruiyeti olsaydı, vahşeti bu şekilde sokaklara taşımak ihtiyacı duymazdı. Vurgulamak gerekiyor ki, emperyalist güçlerin desteği de kokuşmuş rejimleri her zaman kurtaramıyor. Bir haftayı geride bırakan darbe karşıtı mücadele “Boykot, grev, direniş!” şiarında vurgulanan düzeyi yakalayabilirse, emperyalistlerin desteği bu defa despotu kurtarmaya yetmeyebilir.