Uşaklığın bedeli, başlangıçta mükâfat gibi görünse de sonu her zaman hüsran olmuştur. Ukrayna’nın kukla lideri Volodimir Zelenski, Rusya’ya karşı kullanışlı bir aparat olarak dolaşıma sokulduğunda, Avrupa Birliği (AB) ve ABD parlamentolarında, uluslararası zirvelerde “şeref konuğu” sıfatıyla kürsülere çıkarılmış, ayakta alkışlanmıştı. Ancak bugün, efendisi ABD tarafından gözden çıkarılmanın sancısını yaşıyor. Dün alkışlarla onurlandırılan Zelenski, artık ABD için miadını doldurmuş olmalı ki, AB’deki kürsüsüne telaşla sarılıyor.
Trump’ın Zelenski’yi topun ağzına koyması üzerine “iş başa düştü” diyen AB şefleri Ukrayna'yı silahlandırma planlarına hız verdi. Ukrayna'ya yönelik askeri desteklerini artıran AB, bunun karşılığında Kiev yönetimini ekonomik ve politik anlamda kendine bağımlı kılacak anlaşmalarla boyunduruk altına almaya çalışıyor.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın son açıklamaları, bu savaşın sadece cephede değil, siyasi arenada da büyük bir hesaplaşmaya dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Zelenski’nin diktatör olduğunu söyleyen Trump, anketlerde onay oranının yüzde dört gibi düşük bir seviyede olduğunu öne sürerek, Ukrayna'da engellenen seçimlerin yapılması gerektiğini savundu. Neonazilerle ortak olan Zelenski’nin seçimleri engellediği bir gerçek. Ancak Trump’ın yaptığı seçim çağrısının “demokrasi” ile bir ilgisi yok. Kiev’i ABD’nin kaba dayatmalarına “razı etme” çabalarının bir yansımasıdır söz konusu olan. Trump, Zelenski’nin “Rusya ile barış yapmak için yeterli zamanı olduğunu ancak bunu değerlendirmediğini” savunarak, savaşın sürdürülmesinin esas sorumlusunun Ukrayna yönetimi olduğunu ilan etti. Kiev ise bu çıkışa “sert” tepki gösterdi. Zelenski, “savaş sırasında seçimlerin mümkün olmadığını” belirterek, Trump’ı “Rus dezenformasyonunu yaymakla” suçladı. Oysa gerçek şu ki, Batı destekli Ukrayna rejimi, siyasi meşruiyetini çoktan beri kaybetmiş durumda. Son anketler, Trump’ın öne sürdüğü yüzde dört rakamını doğrulamasa da Zelenski’ye desteğin yüzde 15’lerin altında olduğunu gösteriyor. Çünkü Ukrayna halkı, yıllardır süren yıkımın ve Batı'nın dayattığı neoliberal politikaların pençesinde tükenmiş durumda.
Neo-kolonyal anlaşmalarla Ukrayna'nın kaynakları ABD’ye peşkeş çekiliyor
İngiliz Daily Telegraph gazetesinin ortaya çıkardığı bir belgeye göre, Washington, Ukrayna'nın tüm kaynakları üzerinde “belirsiz bir süre boyunca öncelikli satın alma hakkına” sahip olacak. Dahası, limanlar, havaalanları ve kritik altyapılar da ABD'nin kontrolüne geçecek. Eğer Ukrayna, kaynaklarını ABD'nin onayı olmadan başka ülkelerle paylaşmaya kalkarsa, tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu, açıkça bir ülkeye çökme planıdır.
Söz konusu anlaşma, Ukrayna'nın fiilen ABD’nin ekonomik ve askeri vesayeti altına girdiğini gösteriyor. Almanya için Birinci Dünya Savaşı sonrası dayatılan Versailles (Versay) Antlaşması’ndan bile daha ağır şartlar içerdiği belirtilen bu anlaşma, Kiev’de büyük tepkiyle karşılanıyor. Ancak, Ukrayna yıllardır emperyalizmin kıskacında ve Batı’dan gelen her “yardım” hem savaşta yeni yıkımlar getiriyor hem esaret zincirine yeni halkalar ekliyor.
Her şey savaş için
Trump’ın yeni planları, AB’nin Ukrayna’nın savaş kapasitesini artırmak için milyarlarca Euro’luk yeni “yardım” paketlerine hız vermesine yol açtı.
Ukrayna’nın 1,5 milyon top mermisi üretebilmesi için kısa vadede 3,5 milyar Euro’ya, hava savunma sistemleri için 500 milyon Euro’ya ve iki Ukrayna tugayının AB’de eğitilmesi için iki milyar Euro’ya ihtiyaç duyulduğu söyleniyor. Toplam maliyetin altı milyar Euro’yu aşması beklenirken, Almanya'nın bunun dörtte birini üstlenmesi öngörülüyor.
Trump’ın Ukrayna savaşına yönelik belirsiz tutumu ve ABD’nin Avrupa’ya “güvenlik desteğini” çekebileceği yönündeki açıklamaları, AB şeflerinin kendi “savunma” bütçelerini artırma gerekçesi haline getirildi. Avrupa Komisyonu, kullanılmayan 93 milyar Euro’luk Covid-19 fonlarını savaş sektörüne kaydırmayı planlıyor. Bu fonların önümüzdeki on yılda yaklaşık 500 milyar Euro’ya ulaşması bekleniyor. Bu fonlardan ilk etapta “savunmaya” kaydırılacak olan 93 milyar Euro, “küçük bir meblağ” olarak görülüyor.
Avrupa, bölgesel kalkınma fonlarını da savaş ekonomisine yönlendirmeyi tartışıyor. Uyum fonlarının artık doğrudan “savunma” sanayisine aktarılabileceği belirtilirken, askeri üretim kapasitelerinin güçlendirilmesi için kullanılabilecek ek kaynaklar da araştırılıyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen'in açıklamalarına göre, “AB ülkeleri, savunma bütçelerini arttırırken bloğun mali kurallarına takılmadan hareket edebilecek". Bunun anlamı, savaş sanayiinin Avrupa'da devasa bir ekonomik sektör haline getirilmesi ve silahlanma histerisinin tepe noktaya ulaşmasıdır.
Bu arada AB, Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar devreye sokarak, Moskova’nın küresel ticaretteki etkinliğini kırma çabasını da sürdürüyor. Söz konusu yaptırımlar arasında Rusya alüminyumuna ithalat yasağı, bazı elektronik ürünlerin Rusya'ya ihracatının durdurulması ve ticaret gemilerinin yaptırım listesine alınması da bulunuyor. Ancak bu yaptırımların Rusya üzerindeki etkisi tartışmalı. Çünkü Moskova, Batı yaptırımlarına karşı “küresel Güney”de yeni ticari ortaklar bulmuş durumda ve BRICS gibi oluşumlar aracılığıyla açığı kapatmakta güçlük çekmiyor.
Trump’ın Ukrayna konusundaki tavrı ise, Avrupa'nın paradoksal bir şekilde Washington'a bağımlılığını daha da artırıyor. ABD, Ukrayna savaşını yalnızca Rusya'yı zayıflatmak için değil, aynı zamanda Avrupa'yı kendi askeri ve ekonomik ekseninde tutmak için de kullanıyor.
Bu nedenle AB, şimdi her türlü fonu savaşın emrine amade etmekten çekinmiyor.
İkinci Dünya Savaşında Naziler; "Alman çocuklarının tereyağına ihtiyacı yok ama Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var" demişlerdi. Aynı zihniyet şimdi de işbaşında. Covid-19 salgınında önlem al(a)mayıp milyonlarca insanı ölüme terk eden zihniyet şimdide o tür kitlesel salgınlar için oluşturulan fonları “gres yağı” olarak kullanmaya karar vermiş bulunuyor.
Sonuç olarak Ukrayna savaşı, yalnızca bir ülkenin kaderini belirleyen bir savaş değil, aynı zamanda emperyalist bloklar arasındaki büyük hesaplaşmanın sahnesi haline geldi. ABD, AB ve NATO, Ukrayna üzerinden savaş sanayiini büyütüp, halkları daha da fakirleştirip, yoksulluğu kitleselleştirirken, Rusya ve Çin gibi emperyalist güçler de küresel dengeyi Batı’nın aleyhine çevirmeye çalışıyor.
Ancak bu savaşın asıl kaybedeni, Ukrayna ve Rusya halkları ile tüm dünya emekçileri olmaya devam ediyor. Zelenski gibi uşaklar halkların başına felaketlerden başka bir şey getirmiyor, getiremez de.
Emperyalizme karşı gerçek çözüm, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve anti-emperyalist mücadeleyle mümkündür. Aksi takdirde savaş baronları ve sermaye sahipleri kazanmaya, işçi sınıfı ve yoksul halklar bedel ödemeye devam edecek.