Bahar döneminin çağrısı:

Krizin faturasına, faşist baskıya, savaş ve saldırganlığa geçit verme!

8 Mart’tan 1 Mayıs’a uzanan bahar dönemi boyunca devrimci-ilerici güçlerin, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların önünde krizin faturasına, faşist baskı ve zorbalığa, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı mücadeleyi büyütme sorumluğu durmaktadır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 09 Mart 2025
  • 10:30

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’yle birlikte yeni bir bahar dönemine girmiş bulunuyoruz. İşçi sınıfı ve emekçiler toplumu doğrudan etkileyen gelişmelerin yaşandığı, iktisadi ve politik açıdan bir dizi gündemin üst üste düştüğü koşullarda bahar dönemini karşılıyor. Bu durum, devrimci ve ilerici güçler adına çok yönlü sorumlulukları bir arada ele almayı zorunlu kılıyor.

Krizin faturası kabarıyor…

Gün geçtikçe ağırlaşan ekonomik-mali kriz bu yılki bahar döneminin temel gündemleri arasında yer alıyor. Zira, farklı siyasal ve toplumsal sorunların yanı sıra, kriz ve bağlı gelişmeler işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamında belirgin bir ağırlık oluşturuyor. Krizin çok yönlü faturası altında ezilen emekçiler, deyim yerindeyse her soluk alışında ekonomik yıkımı derinden hisseder bir hale gelmiş durumdalar.

Yüksek enflasyon, artan vergi yükü ve hayat pahalılığı karşısında toplumun önemli bir kesimine reva görülen ücretler sistematik olarak erirken, milyonlarca emekçiye dayatılan asgari ücret açlık sınırının altına çıpa atmış durumda. Bunun gerisinde, “ücretleri baskılayıp enflasyonu düşüreceğiz” safsatasını dilinden düşürmeyen gerici-faşist iktidarın ekonomi programı yer alıyor. Oysa ki bu söylemi ilk gündeme getirdiklerinden beri ne enflasyonda bir düşüş yaşandı ne de hayat pahalılığında. İşçi ve emekçilerin ücretleri erirken, kapitalistler kriz ortamında gemilerini yüzdürmeye devam ettiler.

Servet ve sefalet arasındaki uçurumu derinleştiren ekonomi programı gelinen yerde yoksulluğun kronikleşmesine, sosyal bunalımın hem derinleşmesine hem de yaygınlaşmasına yol açtı. Sürdürülebilirliği tartışmalı olan bu tabloyu yaratan sosyal-iktisadi saldırılar ise aralıksız devam ediyor. Zira, ekonomik-mali kriz hafiflemek bir yana toplumsal yaşamın her alanında yeni yıkımlar yaratarak varlığını sürdürüyor. Krizin katlanan faturası ve yarattığı yıkım, sermaye iktidarının uyguladığı kapsamlı sömürü politikaları üzerinden en başta emekçi kitlelerin yaşamlarını vuruyor.

Faşist baskı ve zorbalık dizginlerinden boşaldı

Bahar döneminin bir diğer temel gündemini de artan baskı ve saldırılar oluşturuyor. Gerici-faşist rejim, bir yandan kriz koşullarında büyüyen hoşnutsuzluğu bastırmak, öte yandan adım adım dikta rejimini kalıcılaştırmak için dört koldan saldırıyor.

Rejim, tırmandırdığı baskı ve zorbalıkla ekonomik-mali krizin yükünü omuzlamış bulunan ve her geçen gün öfke biriktiren emekçileri denetim altında tutmayı hesap ediyor. Bu hedef üzerinden grevleri ve işçi eylemlerini yasaklıyor, sendikacıları tutukluyor, her türden hak arama eyleminin üzerine hoyratça gidiyor. Geçtiğimiz aylarda metal grevine getirilen yasaklama kararı ve Antep’te işçilerin başlattığı fiili eylemlere dönük saldırılar, bu olgunun güncel örnekleri olarak kayıtlara geçti.

Öte yandan gerici-faşist rejim, her fırsatta gündeme getirdiği “Gezi davaları” ile, ilerici-muhalif kesimler üzerinde estirdiği gözaltı-tutuklama terörüyle, aydınları, sanatçıları ve gazetecileri hedef alan baskı politikalarıyla, düzen muhalefetine yönelen operasyonlarla ve hatta TÜSİAD kodamanlarına açtığı soruşturmalarla toplumun geneline gözdağı vermek istiyor. Ekonomik-mali krizin yarattığı yıkım nedeniyle toplumun önemli bir kesiminin tepkisini çeken, yerel seçimlerde görüldüğü üzere toplumsal desteği giderek zayıflayan gerici-faşist rejim, gelinen yerde kendisini çıplak bir zorbalık üzerinden dayatıyor.

Özetlemek gerekirse, Erdoğan yönetimi toplumun genelini teslim almaya dönük kirli bir politika uyguluyor. Bu politikaya göre halihazırdaki mücadeleci dinamikler ezilmiş, düzen muhalefeti hizaya getirilip etkisizleştirilmiş, burnundan soluyan geniş emekçi yığınların öfkesini akıtacağı kanallar ise tıkanmış olacak. İktidarın son dönemde tırmandırdığı zorbalık üzerinden yaptığı hesap bu!

Emperyalist saldırganlık tırmanıyor…

İşçi sınıfı ve emekçilerin üzerindeki baskı ve sömürü katmerlenmeye devam ederken, dünya ölçeğinde bir dizi önemli siyasal gelişme yaşanıyor. Ülke gündeminde “yeni süreç”, “demokratikleşme”, “normalleşme”, “çözüm”, “barış” vb. konular tartışıladursun, dünyadaki genel tablo tüm bu tartışmaların tersi bir eğilime işaret ediyor. Zira, emperyalistler arası hegemonya mücadelesi bütün bir gezegeni yeni ve yıkıcı savaşlara doğru sürüklüyor. Sözde “demokrasinin beşiği” sayılan emperyalist ülkelerde polis rejimi uygulamaları yaygınlaşıyor. Irkçı-faşist akımların yükselişi, yine bu ülkeler başta olmak üzere bir dizi ülkede belirgin bir olgu haline gelmiş durumda. Yaşanan tüm bu gelişmelerin gerisinde ise kapitalist-emperyalist sistemin çoklu krizleri ve derinleşen çelişkileri yer alıyor.

Emperyalistler arası hegemonya mücadeleleri gelinen aşamada yerel, bölgesel, hatta küresel ölçekli savaşları çok daha yakın bir tehdit hailine getirmiş bulunuyor. Ortadoğu on yıllardır adeta bir kan gölü. Emperyalist-siyonist barbarların soykırım saldırılarına maruz kalan Filistin halkı yeni bir sürgün tehdidiyle karşı karşıya. İç savaş sürecinde büyük bir yıkıma uğratılan Suriye’de ise, emperyalist güçlerin ve bölgesel aktörlerin varlığı çok daha kapsamlı felaketlerin yaşanmasına kapı aralıyor. Ukrayna savaşı üçüncü yılını geride bırakırken, emperyalist haydutlar ülkenin geleceği ve zenginlikleri üzerinden bir kez daha kirli hesaplar yapıyor. Örnekler çoğaltılabilir…

Emperyalist saldırganlığın en büyük yıkımını ve acısını, savaş ateşinin körüklendiği ülkelerdeki işçi sınıfı ve ezilen halklar yaşıyor. Başta Filistin ve Kürt halkı olmak üzere, on yıllardır inkar ve imha saldırılarının hedefinde olan ezilen halkların varlığı ve kazanımları gelinen yerde tümüyle tasfiye edilmek isteniyor.

Krizin faturasına, faşist baskıya, emperyalist savaşa karşı mücadeleye!

Döneme rengini veren gelişmelerin her birisi; gerek krizin artan faturası ve dizginlerinden boşalan faşist baskı ve saldırılar gerekse emperyalist saldırganlığın yarattığı çok yönlü yıkım, en başta geniş emekçi kitlelerin yaşamını derinden etkiliyor. Dolayısıyla, devrimci ve ilerici güçler bahar döneminin gündemlerini bu geniş kapsamı üzerinden ele alabilmeli; krizin faturasına, faşist baskıya ve emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçi kitleleri mücadeleye kazanma bakışıyla sürece hazırlanmalıdırlar. 

Bu çerçevede krizin faturasının reddine dayalı sosyal-iktisadi talepleri temel siyasal hak ve özgürlüklerin savunusu ile birleştiren bir hat üzerinden emekçileri yan yana getirebilmek ve harekete geçirmek kritik bir önem taşımaktadır. Öte yandan, siyasal gelişmelere (“yeni süreç” vb.) temel toplumsal/sınıfsal gerçekler üzerinden açıklıklar getirmek, buradan hareketle emekçilerin bilincine müdahale etmek sürecin bir başka önemli halkasını oluşturmaktadır. Tüm bunlarla birlikte emperyalist savaş ve saldırganlık sorununu işçi sınıfının ve emekçilerin gündemine taşımak, emekçileri emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin kirli-kanlı politikaları karşısında taraflaştırmayı başarmak ise günün bir başka ertelenemez sorumluluğudur. 

Özetle; 8 Mart’tan 1 Mayıs’a uzanan bahar dönemi boyunca devrimci-ilerici güçlerin, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların önünde krizin faturasına, faşist baskı ve zorbalığa, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı mücadeleyi büyütme sorumluğu durmaktadır.