Başını HTŞ’nin çektiği Suriye’deki cihatçı-faşist örgütlerin ideolojileri, çağdışı zihniyetleri, insanlığa karşı işledikleri ve işlemekte oldukları ağır suçlar kimse için bir sır değil. Buna rağmen emperyalistler devletler, AKP-MHP rejimi, Körfez şeyhleri ve onlara borazanlık yapan medya bu eli kanlı katilleri aylardır parlatmaya çalışıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla terör örgütü ilan edilen HTŞ ve IŞİD artığı 40’ı aşkın örgüt, emperyalistler, siyonistler, AKP-MHP rejimi ve Körfez şeyhlerinin desteği ile 8 Aralık 2024’te Suriye’yi işgal ettiler. Suriye halklarının iradesi ayaklar altına alınarak iktidara taşınan cihatçılar, vahşi zihniyetlerini adım adım dayatmaya başladılar. Alevileri “yok edilmesi gereken sapkınlar” olarak gören cihatçılar, daha Şam yolundayken Alevileri katletmeye giriştiler. Buna rağmen Türkiye başta olmak üzere İsrail, ABD, AB, Körfez şeyhleri vb. tarafından kabul görüyorlar. Çünkü emperyalist-siyonist güçlerin Ortadoğu projesi kapsamında palazlandırıldılar ve bu projeye bağlı olarak Suriye’de iktidara taşındılar.
Mezhepçi katliama ilk gün başladılar
Halep’i işgal ettiklerinde, kentte Alevilerin kutsal kabul ettiği bir türbe tahrip edildi, orada hizmet yapan beş kişi katledildi. Bu katliama karşı Aleviler ve cihatçı terör karşıtları birçok kentte protesto gösterileri düzenledi. Eski Suriye ordusunun utanç verici bir şekilde dağılmasıyla kolayca Şam’a ulaşan HTŞ ve diğer IŞİD artıkları, Alevilere karşı kontrollü bir katliam başlattılar. Kimi zaman Şiileri ve İsmailileri de hedef alan bu vahşi saldırılar halen devam ediyor.
Cihatçı terör rejimini meşrulaştıran emperyalistler ile bölgedeki işbirlikçileri, insanlığa karşı işlenen ağır suçların üstünü örtmeye çalışıyorlar. Dinci-faşist Erdoğan rejimi ise, saldırı ve katliamlara tam destek verdi ve vermeye devam ediyor.
İlk fırsatta soykırıma giriştiler
HTŞ ve onun gibi IŞİD artıkları mezhepçi çizgilerini gizlemiyorlar. Geçen hafta Colani’nin atadığı “Suriye müftüsü” ilk açıklamasında Alevilere ve Şiilere kin kustu. IŞİD, HTŞ, El Nusra vb. örgütlerin iğrenç mezhepçi kışkırtmalarını anlatan sayısız kitap ve broşür var. Aynı içerikte binlerce video ve ses kaydı halen sosyal medyada dolaşımda. Onlar, kameralara sırıtarak cinayet işleyen ve bunu sosyal medyada yayınlayan bir zihniyeti temsil ediyorlar. Buna rağmen emperyalist-siyonist güçlerle bölgedeki gerici ortakları onların değiştiğini iddia ediyor, “normal kişiler” olarak pazarlamaya çalışıyorlar. Oysa Alevilere yapılan zulüm ve katliamların boyutunu herkesten önce bu cihatçı rejimi kuranlar biliyorlar. İstihbarat ajanları Suriye’de cirit atıyor ve işlenen tüm suçlar hakkında yeterince bilgiler var.
İşte bu küresel ve bölgesel desteğe yaslanan cihatçı-faşistler ilk fırsatta “Alevi soykırımı” planını hayata geçirdiler. 8 Aralık’tan beri sistematik katliamlar yapan cihatçılara yönelik silahlı saldırı, soykırıma gerekçe gösterildi. Oysa kapsamı halen tam netleştirilemeyen soykırımın üç günde yapılması, planın önden hazırlandığını, gösteriyor. Colani emir verdi ve katil sürülerinden oluşan onlarca cihatçı örgüt aynı anda harekete geçerek o vahşi soykırımı gerçekleştirdi. Yaptıkları kitlesel katliamları videoya çekip yayınlayan cihatçılar, bütün Alevileri ortadan kaldırmak istediklerini açıkça söylemekten kaçınmadılar. Zira bunlar ne bir yasaya ne bir kurala ne herhangi bir insani veya ahlaki değere bağlılar. Bundan dolayı ayrım gözetmeksizin öldürdüler, onur kırıcı muamele yaptılar, çaldılar, yağmaladılar, yaktılar, yıktılar, etrafa dehşet saçtılar. Bu suçları hala da işlemeye devam ediyorlar.
İslamcı örgütlerle ilgili araştırmalar yapan ve Suriye’nin sahil bölgesiyle güçlü bağlantıları olan Lübnanlı gazeteci-yazar Nidal Hamade, kendisine ulaşan bilgilere dayanarak öldürülenlerin sayısının 50 bin civarında olduğunu savunuyor. Boşaltılmış, yakılmış ve hiç girilmeyen çok sayıda köy ve mahalle olduğuna dikkat çeken Hamade, sadece Ceble’de şehir ve köylerden kaçan 100 bine yakın kişi olduğunu ve bunların akıbetinin henüz bilinmediğini söylüyor. Hamade, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Birleşmiş Milletler’in bağımsız bir komisyon oluşturarak soykırım yapılan bölgelerin incelenmesi gerektiğini vurguluyor ve bunun için çağrıda bulunuyor.
Cihatçı çeteler kaçırma, işkence, cinayet, yağma, talan gibi suçlar işlemeye devam ettikleri sürece, soykırımın boyutunun açığa çıkarılması mümkün değil. Boyutu hakkında farklı değerlendirmeler olsa da soykırım yapıldığı konusunda bir tartışma bulunmuyor.
Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi: HTŞ sahilde Alevi soykırımı yaptı
Komite’nin 23 Mart 2025 tarihli, “Nefret eken, toplu katliam biçer: Suriye sahilinde soykırım-ön rapor” başlıklı belgesi, toplanan delillere dayanarak sahil bölgesinde Alevilere dönük soykırım suçu işlediğini kayıt altına aldı. Belgede, emirlerin Colani tarafından verildiği, soykırımın ise Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) ile onunla birlikte hareket eden Suriye kökenli ve yabancı cihatçı örgütler tarafından yapıldığı vurgulanıyor.
Rapor’a göre, olayların ilk üç gününde belgelenen 25 katliam yaşandı. Çoğu genç olmak üzere yaşlı, çocuk ve kadınların da bulunduğu 2 bin 246 Alevi kurbanın isimleri saptandı. Dayanışma gösterdikleri veya Alevi sivilleri saklamaya çalıştıkları için diğer mezheplerden 42 kişinin de öldürüldüğü belgelendi. Ek olarak, 10 binden fazla yasa dışı gözaltı ve zorla kaybetme vakası belgelendi. Özel mülklere el konulduğu, mezhepçi kışkırtmanın yayılması ile korku ve terörün tırmandığı belirtiliyor.
8 bin 276 kişinin mezhepçi saiklerle tutuklandığı ve dış dünyayla temas kurmalarına izin verilmediği de HTŞ’nin belgelenen suçları arasında yer alıyor. Komite, Irak ve Lübnan’a sığınan, ancak HTŞ yönetiminin güvence vermesi üzerine Suriye’ye döndükten sonra tutuklanan 3 bin 24 kişinin akıbetinin bilinmediğini saptadı. Humus’ta 600’den fazla kişinin kaybedildiğine dair teyit edilmiş bilgiler olduğu, ancak korku nedeniyle isimlerin açıklanamadığı ifade ediliyor.
811 video kaydının da soykırımı belgelediği, sahil bölgesindeki Alevi nüfusa yönelik eylemlerin (cinayet, ciddi bedensel veya zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını kasten yok etme vb.), Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ndeki tanıma uyduğu belirtiliyor.
Rapor, tüm bu suçlardan HTŞ rejiminin sorumlu olduğunun altını çiziyor. Sıralanan suçlar tablonun küçük bir kısmını yansıtsa da, soykırımın belgelenmiş olması önemlidir.
Soykırımcı cihatçılar “bakan” koltuğunda
7-8-9 Mart’ta doruğa çıkan soykırım saldırısı, HTŞ destekçilerinin hemen harekete geçmesine neden olmuş, ilk açıklamayı Tayyip Erdoğan yapmıştı. Cihatçı-faşist örgütlerin suçunu örtme telaşıyla konuşan Erdoğan, sahil bölgesinde dış güçlerin kışkırtmasından söz etmiş, diğer AKP şefleri de benzer yalanlarla HTŞ’ye kalkan olmaya çalışmıştı.
Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri soykırımın üstünü örtmeye çalışmış, cihatçı terör rejimiyle üst düzey temaslar kurarak “her şeyin normal olduğu” algısı yaratmak için seferber olmuştur. El Cezire başta olmak üzere Körfez şeyhlerinin medyasının yayınları da soykırım suçuna ortak olduklarını ispatlayan içerikteydi.
Bir diğer önemli hamle Trump rejiminden gelmişti. 18 Mart’ta ilan edilmesi beklenen PYD-HTŞ anlaşması alelacele 10 Mart’a çekildi. Amerikan uçağı ile görüşme alanına taşınan Mazlum Abdi, soykırımcı Colani ile poz verdi. Tarafların anlaştığı ilan edilerek, dikkatler soykırımdan başka yöne çekilmek istendi. Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi’nin soykırımı belgelemesinin hemen ardından ise ABD, AB, Türkiye, Körfez şeyhlerinin desteği ile Colani yeni hükümeti ilan etti. Hükümetin ilanı emperyalistler, Erdoğan rejimi ve Körfez şeyhleri tarafından memnuniyetle karşılandı.
Azgın cihatçı katillerin “bakan” olarak atanması, mezhepçi soykırımcıların hükümet kurması, emperyalist devletler tarafından memnuniyetle karşılanıyor. “Vitrin süsü” olarak teknokrat, Hristiyan, Alevi, Dürzi kökenli etkisiz birkaç kişinin “kabine”ye alınması ise, Colani’nin “kapsayıcı hükümet” sahtekarlığının kanıtı olarak selamlanıyor.
Yeni hükümetin kuruluşunun kutlandığı 31 Mart’ta, merkezi Adra zindanından 45 dakika boyunca yoğun şekilde yayım ateşi sesleri geldiği haberi yayıldı. Tutsak yakınları cezaevinde kitlesel bir katliamın yapıldığını söylüyor. Buna ilişkin Colani’nin ilan ettiği hükümetten tek bir açıklama yapılmadığı gibi, kitlesel katliam şüphesini dile getirenler Körfez medyası tarafından hedef alınıyor. İsrail’in “gözdesi” Colani’ye hiçbir devlet ya da uluslararası kurum tek laf etmiyor. Siyonizme hizmet ettikleri sürece onlara herşey serbest. Tıpkı İsrail’in Gazze’de soykırım yapmasının serbest olması gibi...
Şam’da kurulan bu cihatçı terör hükümeti, emperyalist-siyonist güçler ile bölgedeki suç ortaklarının halklara nasıl bir rejimi reva gördüklerini ortaya oyuyor. Ortadoğu’da kaderi birbirine bağlı olan halklar, anti-emperyalist anti-siyonist direnişi adım adım inşa etmeden ne bu cihatçı vebadan kurtulabilir ne de onu destekleyen güçlerle hesaplaşabilirler.