“Kapitalizm savaşsız ayakta duramaz; yaşamının öz suyu savaşlardır.”
Rosa Luxemburg
23 Şubat 2025 Almanya Federal Parlamento Seçimleri yüzde 82.5 gibi yüksek bir katılımla gerçekleşti. Seçim sonrasında başlayan koalisyon görüşmelerindeki tartışmalara bakıldığında, seçimleri “savaş kabinesinde bir görev değişimi” olarak nitelendirmek yerinde olacaktır. Yaşamın her alanına nüfuz ettirilen militarizm, seçimler üzerinden “toplumsal rıza”nın alınmasıyla kaleyi adeta içten fethetti. Federal Parlamento’da grubu olan CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve ırkçı-faşist AfD, seçim kampanyalarında ağız birliği etmişçesine Federal bütçenin yarısını silahlanmaya ayırmak istediklerini beyan etmişlerdi. Kurulma aşamasında olan CDU/CSU-SPD “savaş kabinesi” yüzde 80’nin üzerinde bir “toplumsal rıza” almış olmanın pervasızlığı ile hareket ediyor.
CDU başkanı Friedrich Merz öncülüğünde kurulma aşamasında olan yeni savaş kabinesinin, Scholz hükümetinin üstesinden gelemediği savaş politikaları finansmanına ağırlık vereceği ve yüz milyarlarca Euro’luk bütçeleri silahlanmaya ayıracağı şimdiden kesinleşmiş görünüyor.
Kabine için yapılan tartışmaların merkezinde “ulusal güvenlik” ve “askeri kapasitenin genişletilmesi” yer alıyor. Bu kapsamda “savunma” harcamalarına ayrılan 400 milyar Euro’nun eski meclis tarafından onaylanması, Almanya’nın “uzun vadeli savaş ekonomisine” geçtiğinin açık göstergesi. 500 Milyar Euro ise kara ve demir yolları, okullar, hastaneler, kreşler ve hastanelerden oluşan alt yapı için kullanılacak.
Bu dönüşüm, yalnızca hükümet politikalarında değil, toplumsal ve kurumsal yapıların yeniden dizayn edilmesinde de kendini gösteriyor. Askeri harcamalar ve ordunun genişletilmesi için yapılan yasal düzenlemeler, ülkeyi fiilen bir savaş kabinesinin yönettiğini kanıtlar nitelikte. Mevcut tartışmalara bakıldığında, iktidardaki aktörler değişse de politik yönelimin değişmediği, savaş hazırlıklarının öncelik haline getirildiği görülüyor.
Militarist bir dönüşüm süreci
Bugün Almanya’da yaşanan gelişmeler, ülkenin İkinci Dünya Savaşı öncesi dönemdeki militarist dönüşüm sürecine benzer bir tablo oluşturuyor. Almanya’nın sanayi politikaları, finansal düzenlemeleri ve kamu harcamaları giderek daha fazla askeri hedeflere yöneliyor. Bavyera Sağlık Bakanı’nın hastanelerin savaşa hazırlıklı olması yönündeki talimatı, bu sürecin sadece “savunma” sanayiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Sağlıktan lojistik altyapıya kadar geniş bir yelpazede yapılan düzenlemeler, devletin kriz ve çatışma ortamına hazırlandığını anlatıyor.
Savaş politikalarının toplumsal yaşam üzerindeki etkileri de giderek belirginleşiyor. Artan askeri harcamalar ve sosyal hizmetlerde yapılan kesintiler emekçi sınıfların ekonomik yükünü ağırlaştırırken, militarist söylemler ve güvenlikçi politikalar kamuoyu nezdinde meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Savaş ekonomisinin devreye sokulması, yalnızca hükümet politikalarının değil, toplumsal algının da militarize edilmesi anlamına geliyor.
Sonuç olarak, Almanya’da yürütülen siyasi ve ekonomik politikalar, ülkenin küresel güç dengelerinde yeniden konumlanmasını hedefleyen militarist bir dönüşüm sürecine girildiğini gösteriyor. Müstakbel CDU/CSU-SPD hükümetinin askeri harcamalara öncelik vermesi, sağlık sisteminin savaş koşullarına uyarlanması, toplumsal algının militarize edilmesi ve devletin kriz yönetimini tamamen “güvenlik” odaklı hale getirmesi, büyük bir felakete davetiye çıkarıldığına işaret ediyor.
Lenin’in, “Militarizm, burjuvazinin elinde işçi sınıfını ezmenin ve kendi çıkarlarını ilerletmenin bir aracıdır” tespiti sadece Almanya’da değil, bütün emperyalist merkezlerde ve onların çeperinde kümelen ülkelerde yükselen bir eğilim. Kapitalizm bir kez daha savaşsız yapamayacağını ortaya koyuyor.