Alman ekonomisinin bel kemiğini oluşturan metal ve elektronik endüstrisinde örgütlü olan IG-Metall’in çağrısıyla, 15 Mart’ta aynı anda beş merkezde mitingler gerçekleştirildi.
“Kesinti yerine gelecek” sloganıyla Frankfurt, Stuttgart, Hannover, Köln ve Leipzig’de yapılan mitinglere, IG-Metal’in verdiği bilgilere göre toplam 81.000 işçi katıldı.
Gittikçe keskinleşen uluslararası rekabette zorlanan Alman tekelleri, kaybettikleri pazar paylarının tüm acısını işçi ve emekçilerden çıkarmaya devam ediyor.Tekellerin krizi aşmak adına gündeme getirdikleri, fabrika kapatmalar, işyerini dışarıya taşımalar, iflaslar, dönüşüm (transformasyon) gibi “çözümlerin” tümü işçilere büyük bir faturaya dönüşüyor. Yüzbinleri bulan sayıda kişi işini kaybetmekle yüz yüze bulunuyor. Sadece işsizlik değil, ücret kayıpları, sıfır sözleşmeler, yoksullaşma ve ağırlaşan iş koşulları da bunu takip ediyor.
Ekonomideki bu durum, elbetteki sendikal yapıları da doğrudan ilgilendiriyor. Yok olan işyerleri ve artan işsizlik, sendikalara üye kaybı, dolayısıyla gelir kaybı olarak yansıyor.
IG-Metall’in işçileri ülke çapında meydana dökmesinin gerisinde, bu kötü gidişatı durdurma hedefi var. Ne var ki, çoktandır sermaye düzeninin bir parçası haline gelmiş ve işçi sınıfına yabancılaşmış olan sendikal bürokrasi bunu işçiler adına değil, tüm düzen adına istemektedir.
15 Mart’taki miting çağrılarına ve ileri sürülen taleplere de bu bakışın yön verdiğini görüyoruz. Ne diyor IG-Metal şefleri, karları düştüğü için fabrika kapatan, daha fazla kar için yurtdışına kaçan veya iflas bildiren kapitalistlere daha ucuz elektrik, daha fazla teşvik ve vergi kolaylıkları getirilsin. Daha fazla altyapı yatırımları, daha az bürokrasi daha hızlı teknolojik yenilenme sağlansın ki, ülke yeniden kapitalistler için cazip hale gelsin. Böylece artan yatırımlar ve üretim sayesinde ülke sanayisi yeniden ayağa kalksın. İşsizliğin ve refah kaybının önüne geçilsin, işyerleri garanti altına alınsın vs.
Kalabalık fakat coşkusuz yürüyüşler
IG-Metall’in beş merkezde düzenlediği yürüyüş ve mitinglerin her birine enaz 10 bin kişi katıldı. Frankfurt’ta yapılan mitinge ise, polisin verdiği rakamlara göre 12.000 işçi katıldı. Birkaç eyaleti kapsayan Rhein-Main denen geniş bir bölgedeki metal, elektronik ve bunların yan sanayinde çalışan binlerce işçi sabahın erken saatlerinden itibaren Frankfurt’a akmaya başladı. Kimi yerlerde trenler kiralandı.
Frankfurt tren garına yakın alanda toplanan işçiler, saat 11.00’de yürüyüşe geçtiler. En önde taşınan “Bizim geleceğmiz” pankartının arkasında dizilen kortejlerde, işçiler çalıştıkları işletmelerin veya geldikleri bölgelerin pankartları, dövizler, bayraklar, sloganlar ve düdüklerle yürüdü.
Yürüyüş oldukça kalabalık olmasına rağmen, bu kitleselliğe denk düşen bir coşkudan bahsetmek zordu. Atılan az sayıdaki slogana işçilerin güçlü eşlik etmedikleri gözlenirken, işçilerin yaratıcılıklarını yansıtan, kendi inisiyatifiyle hazırladıkları, kendi taleplerini içeren görsellere de çok seyrek rastlandı. Aynı şekilde politik sloganlar ve talepler de yok denecek derecede azdı.
Yürüyüşün ardından, IG-Metall ana merkezinin de bulunduğu Main ırmağı kenarındaki sahilde miting yapıldı. Burada kurulan devasa sahnede, IG-Metall Yönetim Kurulu üyesi Hans-Jürgen Urban başta olmak üzere, sendikanın gençlik ve kadın temsilcileri adına konuşmalar yapıldı.
Konuşmalarda fabrikaların kapanması, işletmelerin yurtdışına taşınması, işyerlerinin yok edilmesi, artan işsizlik ve gelecek korkusu gibi sorunlar dile getirilerek; buna karşı “borç freninin” kaldırılması, altyapı yatırımlarının arttırılması, adaletli bir dönüşüm, işyerlerinin garantiye alınması, teknoljik ve dijital dönüşümün hızlandırılması gibi talepler dile getirildi. Görülebileceği gibi bu taleplerin hiçbiri işçi sınıfı adına, sermayeye karşı ileri sürülmüş talepler değildir. IG-Metal işçileri bir tarafa bırakıp, sermayedarların derdine düşmüş bulunuyor.
Öte yandan asıl karşı çıkmaları gereken militarizme, savaşa ve silahlanmaya ayrılan yüz milyarlardan hemen hiç bahsetmediler. Artan savaş tehlikesine ve barış ihtiyacına hiç değinmediler. Aksine güvenlikle ilgili kaygılar ile buna ilişkin harcamaların gerekli olduğunu, fakat bunu yaparken sosyal devlet anlayışına bağlı kalınması gerektiğini “rica ettiler.” Lütfedip ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı olduklarını söylemekle yetindiler.
Sendika bürokratları ikide bir canlı yayın yoluyla bir başka miting alanına bağlanarak, oradaki konuşmaları vererek ve çeşitli yapay şovlarla kitlede coşku yaratmaya çalışsalar da, bunda başarılı olamadı. Çünkü söyledikleri hiç birşey işçileri heyecanlandıracak nitelikte ve içerikte değildi. Krize çözüm adına işçilere söyledikleri şeyler, kurulma hazırlığındaki yeni hükümetin yol haritasıyla örtüşen şeyler. Borç freninin kaldırılması, altyapı yatırımlarının hızlandırılması, ülke güvenliğinin, dolayısıyla ordunun güçlendirilmesi gibi.
Alman solundan DKP, MLPD, KPD/ Wiederaufbau ve Die Linke gibi grupların mitinge katılımı, görsel bakımdan pek göze çarpmazken, bunların yanı sıra, çok sayıda yerli ve göçmen sol grubun alanda bildiri dağıttığı gözlendi.
Türkiyeli sol grupların eyleme ilgisi yok denecek kadar az olurken, DİDF alanda bildirileri dağıtıldı.
BİR-KAR eyleme flamaları ve dövizleriyle katılım sağlarken, “Sermayenin sadırılarına karşı, otomobil ve metal işçileri birlikte direnişe!”başlıklı bildiriler yaygınca dağıtıldı.
Almanya’da burjuva siyasetin genel olarak sağa kayması ve sol alternatiflerin zayıflığı olgusu, kaçınılmaz olarak sendikaları ve sınıfı da girdabına almış bulunuyor.
Sonuç olarak, bugünkü kitlesel işçi mitingleri, kapitalizmin gittikçe derinleşen kriziyle birlikte, başta metal sektörü olmak üzere, sınıf cephesinde ciddi bir tepki ve öfkenin biriktiğini gösteriyor. Ne var ki, sendika bürokrasisi biriken bu öfkeyi örgütlemek değil, aksine bu türden hava boşaltma eylemleriyle kontrol etmek ve yeniden düzene entegre etmek misyonuyla hareket ediyor.
En ileri noktada amaçladıkları şey, son seçimlerden hezimetle çıkan ve olası koalisyonda “topal ördek” pozisyonuna düşen sosyal demokratlara arka çıkmak olmuştur.
Kızıl Bayrak / Frankfurt