Kürt sorunu, çözüm ve çözümsüzlük...

Kürt sorunu ancak iki ulusun tam eşitliğine ve gönüllü birliğine dayalı bir zeminde çözülebilir. Böylesi bir çözüm iki halktan emekçilerin ortak mücadelesi ve devrimci birlikteliğinin ürünü olabilir.

  • Haber
  • |
  • Basın derleme
  • |
  • 23 Mart 2025
  • 08:00

AKP-MHP iktidarı bir yandan sömürü politikalarına hız verirken, öte yandan baskı sopasını tüm toplumun sırtına indirmeye devam ediyor. Hal böyleyken, bu durumla tezat bir biçimde ülkenin, dahası Ortadoğu coğrafyasının en önemli sorunlarından biri olan Kürt sorununda çözüm aşamasına gelindiği söylemleri ortalığı kaplamış bulunuyor.

İktidar ile İmralı arasında kapalı kapılar ardında yürütülen sürecin ayrıntılarını hala bilmiyoruz. Ne tür pazarlıkların yapıldığı, Abdullah Öcalan’ın hangi talepler karşılığında iktidarla anlaştığı, bundan sonra ne tür adımların atılacağı vb. konulardaki belirsizlikler sürüyor.

İktidarın iki ortağı bir rol paylaşımı ve önden kurgulanmış bir plan dahilinde davranıyor. MHP halen sorunun çözümüne dair umutları canlı tutan söylemler kullanırken, Erdoğan ise soruna dönüşebilecek beklentilere daha baştan set çekiyor. Ayları bulan bir pazarlığın ürünü olarak şekillendiği anlaşılan Öcalan’ın mektubu ise, sorunun çözümü için Türk sermaye devletiyle bütünleşmek dışında bir önerme ortaya koymuyor. 

Gelişmeler gösteriyor ki, adı konulmamış bu süreç Kürt sorununun çözümüne dair gerçek bir niyet taşımıyor. Aksine iç politik hesaplar ile Ortadoğu’da değişen dengeler üzerinden kendine daha geniş bir inisiyatif alanı yaratmak isteyen iktidarın bir gelecek kurgusuna dayanıyor. 

Öcalan’ın Bahçeli tarafından selamlanan, emperyalist güçler tarafından memnuniyetle karşılanan mektubu ise, çok sınırlı bazı kazanımlar karşılığında iktidara önemli destekler vaat ediyor ve Kürt halkının bütün bir mücadele birikimini yok sayıyor. 

Bu tabloda, Kürt sorununun ne olduğu, nereden kaynaklandığı ve gerçek bir çözüme nasıl kavuşacağı soruları ortada kalıyor.

Milyonlarca Türk emekçisinin düşündüğünün aksine, Kürt sorunu bir “terör sorunu” değildir. Türk egemen sınıflarının Kürtlerin ulusal kimliğini inkâr etmesinden ve buna dayalı taleplerini baskı ve zorbalıkla ezmeye kalkmasından kaynaklı siyasal bir sorundur.

Kendi çıkarlarını tüm toplumun çıkarıymış gibi gösteren burjuvazi, Türk emekçi kitlelerini bu inkâr ve baskı politikalarının beka sorunu olduğu yalanı ile zehirlemiştir. Böylece Kürt emekçilerinin son derece meşru olan ulusal hak eşitliği temelli taleplerine Türk emekçilerinin çoğunu düşmanlaştırmayı başarmıştır. Bu durum Kürt halk kitlelerinde derin bir güvensizliğe, bunun kaçınılmaz olarak beslediği ezilen ulus milliyetçiliğine yol açmıştır. 

Derinlere kök salmış önyargılardan, düşmanlıklardan ve güvensizliklerden arınmanın, bütünleşip kaynaşmanın, dolayısıyla Kürt ve Türk emekçileri arasındaki kardeşliği yeniden kurmanın yolu, tam da egemen sınıflara ve onların siyasi temsilcilerine karşı mücadeleden geçiyor.

Kürt sorunu ancak iki ulusun tam eşitliğine ve gönüllü birliğine dayalı bir zeminde çözülebilir. Böylesi bir çözüm iki halktan emekçilerin ortak mücadelesi ve devrimci birlikteliğinin ürünü olabilir. 100 yıldır uğraşılan ama son 40 yıldır bunaltan bu soruna burjuva sınıf düzeninin herhangi bir çözümü yoktur. Yeni sürecin bugün ileri sürdüğü argümanlar, bu gerçeğin yeniden ilanından öte bir anlam taşımamaktadır.

Emeğin Kurtuluşu’nun 52. sayısından alınmıştır…