TÜPRAŞ’ta toplu iş sözleşmesi süreci Koç kapitalistinin sefalet dayatmasıyla sürüyor. Pandemi, kriz demeden durmaksızın kar rekoru kıran, zenginliği ile dünya devi olmakla övünen işletmenin 3500 Tüpraş işçisine reva gördüğü sefalet ücreti oluyor. TÜPRAŞ yönetimi her sene yeni hak gaspı talepleriyle masaya oturuyor. İlk oturumda ücret zammı için %15’i teklif eden Koç sermayesi bunu sonra %20’ye ve en son oturumda da %21’e çekti. Petrol İş üyesi işçilerin talebi de %85 iken, görüşmelerin sonunda %80’e düşürüldü.
Koç bu cüreti nerden alıyor?
İşçi sınıfının en güçlü silahı olan grev hakkı TÜPRAŞ’ta yasaklı. İşçinin üretimden gelen gücünü keyfi biçimde yasalarla engelledikleri gibi, buna dayanarak devletin bir başka kurumu olan Yüksek Hakem Kurulu da bir sopaya dönüşmüş durumda. Uzun yıllardır grev yasağı ile birlikte işçinin elini kolunu bağlamaya çalışan buna rağmen eylemlere engel olamayan Koç sermayesi şimdi belli ki iktidarın baskıcı uygulamalarına daha çok güveniyor. Koç Holding kamuoyunda AKP karşıtı bilinse de iktidarın adım adım ördüğü tek adam rejiminden en çok faydalanan grupların başında geliyor. Kar oranları ve büyüme verileri bu durumu kanıtlıyor. TÜPRAŞ işçisine bu denli düşük ücret dayatmasında bulunma cüretini de belli ki iktidarın baskıcı politikalarından alıyor. Bu durumda TÜPRAŞ işçisinin karşında yalnız koç yönetimi değil aynı zamanda AKP iktidarı da bulunuyor.
TÜPRAŞ Türkiye’nin en önemli işletmelerinden biri. Bu da TÜPRAŞ işçisini sınıf hareketinin en önemli bölüklerinden biri haline getiriyor. Baskı ve sömürünün arttığı bugünlerde TÜPRAŞ işçisinin önünde ya yasal mevzuatı bir yana koyarak fiili mücadele etmek seçeneği ya da sefalet ücretine ve diğer dayatmalara mahkûm olma zorunluluğu duruyor.
Günlerdir ülkede baskı ve zorbalığa karşı eylemler sürüyor. Elbette bu eylemler İmamoğlu’nun tutuklanması nedeniyle başladı. Ancak mesele çoktan İmamoğlu meselesini aştı. Ülkede bir diktatörlük kurulmaya çalışılıyor. Ve açıktır ki bu diktatörlükten en fazla zarar gören işçi sınıfı olacak. Bunun farkında olan emekçiler, gençler, emekliler, kadınlar ve elbette ki işçiler meydanlara, alanlara akıyor. Ama tek tek işçiler bu eylemlere katılsa da bir sınıf olarak bu eylemlerde yer almıyor. Sendikalar sanki sorun kendilerini ilgilendirmiyormuş gibi davranıyor. Böyle bir rejimde gerçek bir sendikacılık ya da toplu sözleşme mümkün olacakmış gibi yaşananları boş gözlerle izliyorlar.
Bu toplu sözleşmede TÜPRAŞ işçisi hem şanslıdır hem de değildir.
Şanslıdır zira ne iktidar ne de Koç sermayesi dışarda bir halk hareketi varken, iktidara dönük tepkiler bu denli yoğunlaşmışken TÜPRAŞ işçilerinin eyleme geçmesini göze alamaz.
Şanssızdır zira TÜPRAŞ işçisi geçmiş dönemlere göre daha örgütsüzdür. Şube yönetimleri siyasi tercihler nedeniyle iktidarı rahatsız edecek işlerin içine girmek istememektedir. TÜPRAŞ içindeki öncü işçiler anlaşılmaz bir dağınıklık içindedirler.
Sermaye sınıfı ve iktidar uzun süredir ücret zamlarında ortak bir skala tutturmaya çalışmaktadır. Sözde kriz koşulları bahane edilerek %20-30’u aşmamak için zımni bir anlaşma mevcuttur. Bu ise TÜPRAŞ işçisi için sefalet içinde yaşamak manasına gelir. O zaman yapılması gereken bellidir. Baştan itibaren taleplerin arkasında durulacak, aynı metal işçilerinin yaptığı gibi grev yasağının ve Yüksek Hakem Kurulu’nun işçiye rağmen aldığı kararların tanınmayacağı önden ilan edilecek, fiili meşru mücadele yoluna girilerek kararlı bir kavga verilecektir.
Bugün öğrenciler kendi geleceklerinin gasp edildiğini gördükleri için sokaklarda meydanlardadır. Copu, polisi hatta tutuklanmayı göze alarak, hepsi farklı farklı ideoloji ve dünya görüşüne sahip olsalar da birlikte mücadele etmektedirler. Bedeli neyse de ödemektedirler. Hiçte TÜPRAŞ işçisi gibi iktidarı kalbinden vurabilecek araçlara sahip değiller. Ama doğrusunu söylemek gerekirse TÜPRAŞ işçisinin bu mücadeleden öğrenecek çok şeyi vardır.
Dönem “ne kadar mücadele o kadar kazanım” parolasının geçerli olduğu bir dönemdir. Süren halk hareketi, iktidarı zora düşüren gelişmeler TÜPRAŞ işçisinin lehinedir. Eğer ortaya kararlı bir mücadele çıkarsa her türlü barikat aşılır. Ve en sonunda diz çöken Koç sermayesi olur.
Petrokimya İşçileri Birliği
01.04.2025