İşçi sınıfı mücadelesi yürüttüğü için 4 aydır tutuklu bulunan Serdar Gür yazdı…

Orta Vadeli Program’ın uzun vadeli hedefleri TİS’ler ve gelecek dönem

İşçi sınıfının güncel tablosu düşünülerek araçlar üretmek, ısrarlı ve kararlı bir şekilde örgütlemek öncülerin görevidir. Mücadele ve örgütlenme arasındaki ilişki birbirini öncelemez. Mücadele bir akarsu ise örgütlenme barajdır. Suyun akışı yavaş denilerek barajın yapımı ertelenemez.

  • Haber
  • |
  • Sınıf
  • |
  • 01 Nisan 2025
  • 08:00

İşçiler ve emekçiler için çıkmaz büyüyor. Yılın ilk üç ayında maaşlarımız eridi, temel tüketim ürünlerine enflasyon ile zam üstüne zam geliyor. BİSAM’ın şubat ayı verilerine göre açlık sınırı 22 bin 886 TL, yoksulluk sınırı ise 79 bin 165 TL’ye yükseldi. Asgari ücret, emekli aylıkları ve kamuda memur zamları 2025 yılında ücretlerin saldırı altında olacağının işaret fişekleriydi. TÜİK yardımı ile geriletilen enflasyon ve ön görülen enflasyon ile zam yapma, alım gücümüzü geriletmek için atılan adımlardır. Ocak ayında startı verilen, birçok sektörde başlayan TİS görüşmelerinde, aynı saldırı dalgası OVP’nin gölgesinde devam ediyor.

2025 TİS’lerinin ilk göze çarpan örnekleri kamu işçileri ve devlet, Koç sermayesi ve TÜPRAŞ işçileri arasında başlayan görüşmeler oldu. Sermaye adına teklif ise enflasyon oranı oldu. İşçilerin yaşam koşullarında hissedilir gerilemeye rağmen sömürünün artırılması hedefi konulmuş durumdadır. İşçilerin taleplerinden oldukça uzak olan ücret zammı önerisinin ardından sermayedarların OVP politikaları ve baskıcı rejimden aldıkları güven vardır.

İşsizlik ve sendikasız işletmelerde açlık sınırı altındaki ücretler sermayenin diğer motivasyon kaynaklarıdır. Bu iki örnek aynı dönem başlayan sözleşmeler için olduğu kadar temmuz ara zam mücadelesi ve Eylül ayında başlayacak MESS grup sözleşmesi için de önemlidir. Özellikle ülkenin en büyük, en karlı ve işçi üzerinden en çok kar eden işletmesi olan TÜPRAŞ’ta sözleşmenin seyri diğer TİS’lere örnek olacaktır. Aliağa, Kocaeli, Kırıkkale ve Batman rafineri işçileri kendi gelecekleri kadar önümüzdeki dönemin yükünü de sırtında taşımaktadır. Bu yük duygusal bir ihtiyacın ürünü değildir. Saldırı topyekûn işçi sınıfını vurduğu koşullarda TİS masasında içe kapanık bir mücadele anlayışıyla kazanım elde etmenin imkânı kalmamıştır. Sınıfımızın geleceği birlikte düğümlenmiştir ancak birleşik mücadeleyle çözülebilir.

Tüm baskı ve yasal saldırıların altında mücadele devam etmektedir. Digel, Yolbulan Metal, Sünel, TTC, Oryantel Tütün, Kaynak Tekniği, TKİS Blind, Kuzey Star, belediye, Antep tekstil işçileri ve dahası çeşitli düzeylerde direnmektedir. Direnişler, tepkiler, sendikalaşma eğilimi kendi içine daralarak kaybolmaktadır. Örgütlü patronlar sınıfına karşı ancak örgütlü, birleşmiş işçiler olarak dize getirebiliriz.

Çözüm için: Fabrikalar arası koordinasyon!

Ocak zamları, asgari ücretin belirlenmesi süreci, Ocak TİS’leri ve önümüzdeki dönem açığa çıkması muhtemel temmuz ara zam dinamiği, MESS grup sözleşmesi ve direnişler ortak mücadele kanalı ihtiyacının giderilmesi gerektiğini göstermektedir. Ekonomik kriz ve onun cisimleşmiş hali OVP’ye karşı tekil ve yalnız mücadele edilemez.

Mücadele değişiminin başlangıcıdır. İşçi sınıfının güncel tablosu düşünülerek araçlar üretmek, ısrarlı ve kararlı bir şekilde örgütlemek öncülerin görevidir. Mücadele ve örgütlenme arasındaki ilişki birbirini öncelemez. Mücadele bir akarsu ise örgütlenme barajdır. Suyun akışı yavaş denilerek barajın yapımı ertelenemez. Ayrıca dolması imkansız bir baraj inşa etmek de emeğin boşa harcanmasıdır. Güne uygun araçlar sınıf mücadelesinin düzeyine göre belirlenmelidir.

İçinde bulunduğumuz dönemde sınıf hareketi kendini siyasal mücadeleler ile göstermektedir. En başta söylenecek zaafımız bilinç ve örgütlenme düzeyindeki geriliktir. Sendikal bürokrasi ve reformizm dağınık ve parçalı hareketin temsilcisidir. Bozucu, parçalayıcı etkisi de bu temsiliyete dayalıdır. Sendikal mücadeleye bakışları tabanda sonuçları bakımından hoşnutsuzluk yaratsa da bu bakışın tabanda da etkisi vardır. Sınıf hareketinin yıllardır biriken potansiyeli düşünüldüğünde bu temsiliyet geçicidir. Kendiliğinden değişmeyeceği, bürokrasinin “beceremedik, yapamadık” diyerek teslim olmayacağı açıktır.

Fabrikalar arası koordinasyon tam da bu gerçekliğin üzerine inşa edilmelidir. Türkiye işçi sınıfının toplam çıkarını hedeflemelidir. Fabrika zeminlerine, taban örgütlenmesine dayanmalıdır. Bu çabanın ana hedefi süregelen her dinamiğin ve öfkenin aynı kanala aktarılmasıdır. Haberleşme ve dayanışmanın yanı sıra mücadele ve tartışma platformu olarak düşünülmelidir. Sınıf hareketinin parçası olan sendikal bürokrasi de çağrının muhatabıdır. İşçi sınıfının yaşam ve çalışma koşullarına düzeyi ne olursa olsun destek olacak her yapı, kişi, sendikaya sınıf çıkarları çerçevesinde kapı açık tutulmalıdır. Sendikal bürokrasi sadece yönetimdeki birkaç kişi sınırında değildir. Bürokrasi ile hesaplaşmak ve tabandan iletişim, karar ve dayanışma ağı kurmak iki ayrı görev değildir. Sonuç olarak bu çaba sınıf hareketinin güncel tablosu ile alakalıdır. Hesaplaşma sendikal hareketin ve ekonomik kriz ile mücadele dinamizminin içinde yapılmalıdır.

Talepler ve sorunlar ortaklaşırken, “sınıf hareketinin parçasıyız” diyen tüm muhataplar sorumluluk almalıdır. Ortak mücadelenin zayıflığını gören, dayanışmayı arayan, karşılıklı mücadele süreçlerini paylaşan ve yalnızlığını kıran birleşim ihtiyacına irili, ufaklı demeden örnekler üretelim. Birleşik mücadele ihtiyacını birtakım çıkar ve zaaflar nedeniyle görmezden gelenler birleşik zeminler, kararlılık ve ısrarla tabanda örgütlenmedikçe ya parçası olacak ve kendisiyle hesaplaşacak ya da kaybolup gidecektir. Önümüzdeki dönem sınıfımızın potansiyeli doğru araç ve bakışla sınıf sendikacılığı çizgisiyle birleşecektir.

Serdar Gür

Burdur Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu

C3-18