“Buğday başaklarına” getirilen selamın şairi: Miguel Hernandez

Çok kez sürgünlere mahkum edildi, defalarca tutuklandı. İdam mangalarının karşısına geçirme kararından vazgeçse de faşistler, hücre hücre öldürmeyi tercih ettiler.

  • Haber
  • |
  • Kültür-sanat
  • |
  • 28 Mart 2016
  • 07:16

Bir coğrafyanın kara günleri geldiğinde, her zaman devrimci şairlerinin üzerinde dolaşır ilk olarak kara bulutlar. Zindanlarda, sürgünlere, kanlı izlerden idamlara uzanan bu serüvende devrimci şairler coğrafya ayırmaksızın ilk sıradadırlar. Kalemden akan kan, şairin kanıdır. Lorca'dan Neruda'ya, V. Jara'lara, Nazım'dan Hernandez'e gelen dizelerin, kırılan gitarlardan parçalanan bedenlere kadar şiire işlenen tüm insanlığın acılarıdır. “Ağzınızdan çıkanlara daima dikkat edin. Çünkü bir sözü unutmak bir yüzü unutmaktan çok daha fazla zaman alır” diyen Louis Aragon'dan, “Her gerçek şair gibi devrimci” 1936 yılında 38 yaşındayken İspanya iç savaşında tutuklanıp faşistler tarafından öldürülen Federico Garcia Lorca'ya kadar uzanan bu yolda şiirler vardır hayat hikayelerini anlatan. “Bir şairin hayat hikayesi yoktur, şiirleri vardır” diyen Octavio Paz'a kulak verin siz. “Aşk varolmak istiyorsa, dünyadaki yasakları çiğnemek zorundadır” der büyük bir cüretle.

Hayatı, aşkı, ölümü ve bir bütün olarak kavgayı yazan Hernandez'e atıf yapar gibidir.

Üç yaraları ile geldi
Aşk,
ölüm,
hayat.” (Hernandez)

Zeytin ağaçları yaklaşık iki bin yıl boyunca yaşarlar. Toprağın verimine göre kendini uyarlayan bir ağaçtır. Şeklini, şemalini, kokusunu toprağına göre ayarlar ve eninde sonunda rüzgarın taşıdığı çiçek tozları ile meyvesini verir.

Şahlan gümüş gibi parıldayan zeytin ağacı/
dediler, bacakları altında rüzgarın./
Ve yükseldi göğe ağacın /
çimentodan güçlü elleri.”

Şairimiz Miguel Hernandez zeytincileriyle ünlü şehri Jaen’de yazar zeytine ve zeytin işçilerine dair şiirlerini. Çok küçük yaşlardan itibaren çobanlık yaptı. Sürgünlerden, hapishanelere uzanan yaşamının çoğunda direndi.

İspanya iç şavaşı sırasında dünyanın dört bir yanından 3 bini aşkın gönüllü faşizme karşı savaşta yerini aldı. Tarafsızlık boyun eğmenin bir diğer adıydı. Aydınlar ve sanatçılar da bu savaşta bir tarafıydılar. Hem kalemleriyle hem silahlarıyla direnişin yanında taraf oldular. İspanya iç savaşında ölümüne bir direniş yaşanıyordu. İşkencenin, vahşetin, katliamın her çeşidini uygulayan faşistlere karşı işçiler 4 bin şehit vererek direndiler. Asturias'lı madencilerden, Sevilla'dan Saragosa'ya kadar Barcelona ve Madrid'de yankılanan direniş türküleriydi. Komünist kadın önder Pasionaria’nın "İspanya halkı! Kadınlar! Silahınız yoksa bıçaklarınızla, kızgın yağlarla savaşın. Diz çöküp yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir. NO PASARAN!" sözleri yankılanıyordu sokaklarda. Radyodan tüm İspanya’ya ve herkese direnmenin yolunu gösteriyordu. Yapılan çağrıya şiirleri ile karşılık veren Hernandez ünlü 5. Alay'daydı.

Franco savaşı kazanınca hücrenin yolunu tuttu. Çok kez sürgünlere mahkum edildi, defalarca tutuklandı. İdam mangalarının karşısına geçirme kararından vazgeçse de faşistler, hücre hücre öldürmeyi tercih ettiler. Hapishanede yazdığı kitabın yakılması emredildi. Ancak hayat akacak yatağını buluyordu. Ölümünden kırk yıl sonra 1981 yılında arkadaşları kurtardıkları 2 kopyayı bastıracaklardı. 1941 yılında hastalıktan kaynaklı ölüme mahkum bırakılan Hernandez, parmaklarındaki kanla yazmıştır duvarlara. Kanla yazılan tarihin silinmeyeceğini bilerek.

elveda kardeşler,
yoldaşlar,
dostlar,
güneşe benden selam edin
buğday başaklarına selam edin benden!”

G.Umut

İLİŞKİLİ HABERLER