Küresel silahlanma yarışının yeni safhası

Dünya halkları, savaş çığırtkanlığı yapan emperyalist burjuvazinin ve onların siyasi uzantılarının karşısına dikilmediği sürece, yeni savaşlar, daha büyük yıkımlar daha derin yoksulluk ve büyük insan kıyımları kaçınılmaz olacaktır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 24 Mart 2025
  • 21:30

“Kapitalizm, kan ve kir içinde doğmuştur ve varlığını sürdürebilmek için sürekli kan dökmek zorundadır.” 
 Karl Marx

“Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yayınladığı son rapor, küresel silahlanmanın korkutucu boyutlara ulaştığını gösterdi. Beklentiler, silahlanmanın hızlanarak artmaya devam etmesi yönünde. Son SIPRI raporuna göre, Avrupa devletleri 2020-2024 döneminde silah ithalatını önceki beş yıla kıyasla yüzde 155 artırmıştır. 

2015-2019 döneminde küresel silah ithalatının yalnızca yüzde 11’ini gerçekleştiren Avrupa ülkeleri, 2020-2024’te bu oranı yüzde 28’e yükseltti. Emperyalist savaş aygıtı NATO’ya üye ülkelerin ithalatı yüzde 105 artarken, bu silahların yüzde 64’ü ABD’den satın alındı. ABD’nin Avrupa’ya silah ihracatındaki bu artış, transatlantik “güvenlik” mimarisinde Washington’un hegemonyasını pekiştirme stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası hızlanan bu silahlanma süreci, Avrupa’nın “bağımsız” bir askeri güç olma iddiasını da çelişkili bir şekilde zayıflatmış görünüyor.

Avrupa’nın en büyük silah ithalatçısı konumuna yükselen Ukrayna, küresel silah ithalatının yüzde 8,8’ini tek başına gerçekleştirdi. Ülkenin silah ithalatı, savaşın başlamasıyla birlikte yaklaşık 100 kat arttı. Ukrayna’ya en fazla silah sağlayan ülkeler sırasıyla yüzde 45 ile ABD ve yüzde 12 ile Almanya oldu. Savaşın Ukrayna’yı Batı’nın en büyük silah pazarı haline getirdiği gerçeği, emperyalist merkezlerin “savunma” adı altında yürüttüğü askeri-sınai kompleksin nasıl bir döngü içinde işlediğini açıkça göstermektedir.

ABD’nin küresel silah ihracatındaki payı 2015-2019 döneminde yüzde 35 iken, 2020-2024’te bu oran yüzde 43’e çıktı. Aynı dönemde, Rusya’nın silah ihracatı yüzde 64 geriledi ve küresel pazar payı yüzde 21’den yüzde 7,8’e düştü. Rusya, en büyük ikinci silah tedarikçisi olma konumunu Fransa’ya kaptırırken, Fransa bu dönemde 65 ülkeye silah sağlayarak küresel silah ihracatının yüzde 7,8’ini gerçekleştirdi.

Siyonist İsrail’in silahlandırılması ve Batı’nın suç ortaklığı

ABD ve Almanya, Siyonist İsrail’e silah ihracatında başı çeken ülkeler oldu. Almanya, İsrail’in toplam silah ithalatının yüzde 33’ünü sağlarken, ABD yüzde 66 ile en büyük tedarikçi konumunda. Bu, ABD ve Almanya’nın dolaylı değil, doğrudan İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırımın suç ortakları olduğunu kanıtlıyor. Sadece bu iki ülke değil, diğer Batılı kapitalist devletler de İsrail’e verdikleri siyasi ve lojistik destekle en az ABD ve Almanya kadar suç ortağıdır. İsrail’in yıllardır yürüttüğü apartheid rejimi, Filistin topraklarının işgali ve Gazze’de süregelen katliamlar, Batı’nın emperyalist politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır.

Avrupa’da militarizmin tırmanışı ve savaş ekonomisi

Silahlanmanın bir diğer kritik boyutu, Avrupa’nın özellikle de Almanya’nın hızla artan askeri harcamalarıdır. Berlin yönetimi, İkinci Emperyalist Dünya Savaşı sonrası tarihinin en büyük silahlanma bütçelerini onaylarken, siyasi partiler savaş çanları çalmada birbirleriyle yarışmaktadır. Almanya’nın bu denli hızla militarizme yönelmesi, geçmişteki emperyalist paylaşım savaşlarındaki rolü göz önünde bulundurulduğunda kaygı vericidir. Birinci ve İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşları’nda saldırgan bir güç olarak sahneye çıkan Almanya, bugün de emperyalist rekabetin merkezinde yer almakta, devasa askeri yatırımlarla yeni bir dünya savaşının taşlarının döşenmesinde rol oynamaktadır.

Bu silahlanma yarışı, işçi ve emekçi sınıflara ağır bir fatura çıkarıyor. ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, savaş ekonomisi doğrultusunda askeri harcamalarını artırırken, kamu harcamalarında ciddi kesintilere gitmektedir. Emekçilerin sosyal hakları tırpanlanırken, silahlanmaya ayrılan bütçeler rekor seviyelere ulaşmaktadır. Avrupa’da yaşayan milyonlarca insan giderek derinleşen yoksullukla boğuşurken, emperyalist devletler ordularını ve silah sanayisini beslemektedir.

Emperyalist savaş ve küresel yoksullaşma

ABD ve Avrupa’nın silahlanmaya ayırdığı devasa bütçeler, yalnızca kendi toplumları için değil, küresel ölçekte yoksulluğun artmasına da sebep olmaktadır. Üçüncü yılını geride bırakan Ukrayna savaşı, dünya çapında gıda ve enerji fiyatlarını artırarak emekçilerin yaşam koşullarını daha da kötüleştirdi. Batı, kendi emperyalist emelleri doğrultusunda savaşları körüklerken hem kendi halklarını hem de küresel çapta emekçi sınıfları ağır bir sefaletin içine sürüklüyor.

Bu süreçte düzen içi siyasi partilerden bir çözüm beklemek, gerçekliği reddetmek olur. “Sol” maskesi takmış düzen partileri de bu militarist gidişata göz yummakta ya da doğrudan destekleyerek emperyalist sistemin çarklarını döndürmektedir. Oysa tarih, işçi sınıfının örgütlü gücünün savaşları ve militarizmi durdurabileceğini göstermiştir. Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları’nda emperyalist hesaplar emekçi kitlelerin mücadelesiyle tersine çevrildi. Bugün de savaş politikalarına karşı işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlü mücadelesi tek gerçek alternatiftir.

Kapitalist-emperyalist sistem, varlığını sürdürebilmek için savaşı ve yıkımı kaçınılmaz hale getiriyor. 

Rosa Luxemburg’un dediği gibi, "Savaşı savaşla değil, ancak halkların kardeşliği ve işçi sınıfının mücadelesiyle durdurabiliriz."

Bu çarkın kırılması, halkların “işçilerin birliği halkların kardeşliği” temelinde kendi kaderine sahip çıkmasıyla mümkündür. Dünya halkları, savaş çığırtkanlığı yapan emperyalist burjuvazinin ve onların siyasi uzantılarının karşısına dikilmediği sürece, yeni savaşlar, daha büyük yıkımlar daha derin yoksulluk ve büyük insan kıyımları kaçınılmaz olacaktır.