Zenginlerin serveti, emekçilerin sefaleti!

Sömürü ve sefalete dayalı bu sistemde tek çıkış yolu, sınıf hareketinin yükseltilmesinden geçiyor.

  • Haber
  • |
  • Güncel
  • |
  • 24 Mart 2025
  • 23:30

Ekonomik ve sosyal krizin süreklileşmesi, servet-sefalet kutuplaşmasını hiç olmadığı kadar derinleştirdi. Forbes’in Türkiye'de en zengin 10 kişiyi açıklamasıyla tablonun vahameti daha belirgin görüldü. Bu 10 kişinin toplam serveti 40 milyar dolara ulaşırken, milyonların yaşadığı yoksulluk ve sefalet ise katlanılamaz boyutlara ulaştı.

Sermaye iktidarı kapitalistlere yeni teşvikler, yeni rant alanları ve fırsatlar yaratırken, işçi ve emekçilere artık “kırıntı” vermekten bile imtina ediyor. Sömürü ve talan üzerinde duran bu düzen kapitalistlere servet, işçilere sefalet vaat ediyor. Her icraatı ile bu “vaatleri” gerçekleştirdiği artık su götürmez bir gerçek. Sınıf hareketinin zayıf tablosundan güç alan iktidar, önceleri dolaylı yoldan hayata geçirdiği saldırı programlarını, bugün hedeflerini açıkça ortaya koyarak gerçekleştiriyor.

Forbes’in her sene yayınladığı “en zenginler” listesi, bu durumu ortaya koyuyor. Türkiye'nin en zengin 10 kişisinin serveti geçtiğimiz yıl 29,2 milyar dolar iken bu yıl 40 milyar dolara çıktı. Devasa boyutlara varan servet transferinin arka planında, kapitalizmin temel işleyiş yasaları var. Saray rejiminin izlediği politikalar ise bunun katlanarak gerçekleşmesini sağlıyor.

Kapitalistlere büyük servetler altın tepside sunulurken, sömürüyü katmerleştiren politikalar izleniyor. Buna karşı büyüyen mücadele dinamikleri ise baskı ve zorbalıkla sindirilmeye çalışılıyor. Buna rağmen işçi ve emekçiler seslerini yükseltiyorlar. Henüz eylem ve tepkiler tek tek fabrikalarla sınırlı kalsa da, sömürü derinleştikçe sesler daha gür çıkmaya başlıyor.

Forbes’in en zenginler listesi yalnızca ülkedeki servet-sefalet kutuplaşmasını göstermiyor. Yaşanan ekonomik ve sosyal krizin neden bu denli derinleştiği hakkında da fikir veriyor. AKP-MHP rejiminin izlediği “sistematik yoksullaştırma” programı, dolar milyarderlerinin servetlerine servet katmasını sağlıyor. Bu zenginleşme, işçi ve emekçilerin daha da derinleşen bir yoksulluğa itilmesiyle mümkün oluyor.  

İşçi sınıfı hareketinin zayıf olduğu dönemlerde, gelir dağılımı kapitalistler lehine bozulur. Asgari ücretin “olağan ücret” haline getirilmesi ve açlık sınırının altına çekilmesi bunun güncel somut göstergesidir. Sömürü ve sefalete dayalı bu sistemde tek çıkış yolu, sınıf hareketinin yükseltilmesinden geçiyor. Örgütlü ve kitlesel bir sınıf hareketi geliştirilmeden servet-sefalet kutuplaşmasının kapitalistler lehine bozulmasının önüne geçilmesi mümkün değil.

S. Sancar