ABD, Avrupa medyasında ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı korumacı ekonomi politikaları, ticaret savaşları ve müttefiklerini yüzüstü bırakması, küresel ölçekte şekillenmeye başlayan belirsizlik, 1930’ların karanlık günleri konuşuluyor. Avrupa, Trump’ın NATO’ya olan bağlılığını sorgulaması ve Rusya’ya yakın durması nedeniyle yeniden silahlanmaya başlarken “Küresel ekonomi ciddi bir siyasi-askeri krizin eşiğine mi geldi” sorusuna cevap aranıyor.
Korumacılık ve küresel sonuçları
Çin, Meksika, Kanada ve Avrupa Birliği’ne yönelik yeni gümrük tarifeleri derken uluslararası ticaret ağları parçalanmaya başladı. Başta “Wall Street” olmak üzere dünyada mali piyasalar bu gelişmelerin getirdiği belirsizliklere şiddetle tepki verdiler. İndeksler hemen her yerde ciddi oranlarda gerilediler. Trump’ın korkarak geri adım atma çabaları belirsizlikleri daha da artırıyor.
Wall Street Journal’a göre tarifeler, borsalarda başlayan dalgalanma ABD’de, The Economist’e göre de küresel düzeyde bir resesyon olasılığına işaret ediyor. Trump yönetiminin mahkeme kararlarına uymama eğilimi, devlet bürokrasisinde on binlere varan tasfiyeler, sosyal harcamaları kısma planları da tarifelerin iç fiyatlar üzerindeki etkilerine eklenince, resesyonun ötesinde, bir stagflasyon, hatta depresyon olasılığı gündeme geliyor.
Bu tarifeler (ticaret savaşları) yalnızca Amerikan ekonomisini değil, küresel tedarik zincirlerini ve Avrupa ekonomisini de etkiliyor. Özellikle Almanya gibi ihracat odaklı ülkeler, Trump’ın politikalarından büyük zarar görüyor. Avrupa’da üretim düşerken işsizlik riski artıyor ve ekonomik durgunluk sinyalleri güçleniyor.
Tarihsel deneyimler, merkez ülkelerde başlayan, bu tür gümrük tarifeleriyle (ticaret savaşları), ekonomik izolasyon politikalarının, genelleşmiş bir depresyona, büyük felaketlere yol açtığını gösteriyor. Örneğin ABD’de 1930’larda Smoot-Hawley Tarifeleri, korumacılık eğilimlerinin genelleşmesine, küresel ticaretin parçalanmasına, Büyük Buhran’a, Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesine, tüm Avrupa’da faşist hareketlerin, rejimlerin çoğalmasına, II. Dünya Savaşı’na yol açmıştı. Bugün de benzer bir senaryonun tekrarlanma olasılığı var.
Militarizm
Trump’ın Rusya’ya yakınlaşması, Ukrayna’ya askeri desteği kesmesi, Avrupa’daki güvenlik dengelerini kökten değiştirdi. NATO üyeleri, ABD’ye artık güvenemeyeceklerini fark ederek kendi güvenliklerini sağlama almak için hızla silahlanmaya başladılar.
Özellikle Almanya, “savunma” harcamalarına, altyapı yatırımlarıyla birlikte 900 milyar Avro harcamayı planlıyor, Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez, ABD’den bağımsız bir savunma politikası yaratmayı, Fransa ve İngiltere’nin nükleer şemsiyesi altına girmeyi düşünüyor. FT’ye göre “Silah şirketlerine olan ilgi hızla artıyor” The Economist “Alman savunma sanayi hisseleri el yakıyor” diyor.
Avrupa Birliği de askeri yatırımlarını artırabilmek için 150 milyar Avro’ya kadar çıkabilecek bir ortak savunma fonu kurmayı tartışıyor. Başta Fransa olmak üzere bazı ülkeler NATO’dan bağımsız bir Avrupa ordusu fikrini yeniden gündeme getiriyorlar. Yorumcular savunma harcamalarının ABD’den silah almak yerine, bağımsızlığı sağlamak üzere yerel üretimi canlandırmakta kullanılması gerektiğini savunuyorlar. Böylece ABD ve Avrupa arasında yeni bir çatlak oluşuyor. Tüm bunlar Avrupa’nın, diplomasi odaklı geçmişinden koparak “sert güç” yaratma politikasına yöneldiğini gösteriyor.
Aniden hızlanmaya başlayan militarizm ciddi riskler de getiriyor. Birincisi, Financial Times’da Janan Ganesh’in sosyal harcamaları kısarak “Refah devletinden savaş devletine geçmek gerekiyor”, saptaması ve önümüzdeki dönemde artan işsizlik, hızlı yoksullaşma, faşist hareketlerin daha da güçleneceğini düşündürüyor. Almanya’nın veya başka Avrupa ülkelerinin nükleer silah geliştirmesi, Rusya’nın agresif bir şekilde karşılık verme ihtimali, Avrupa içinde bir taraftan Trump yönetimin diğer taraftan Rusya’nın kışkırtmaya devam ettiği siyasi bölünmeler AB’nin bugünkü yapılanması üzerine büyük bir soru işareti koyuyor. Tüm bu dinamikler II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da, küresel jeopolitikte görülmemiş dönüşümleri gündeme getiriyor.
Cumhuriyet / 10.03.25