İşçi sınıfı faşizmin karşısında!

Faşizmin gemi azıya aldığı bugünün Türkiye’sinde “Faşizme İhtar Eylemi”, işçi sınıfının önünde duran tarihsel ve zorlu görevler karşısında ne yapılması gerektiğini gösteriyor.

  • Haber
  • |
  • Basın derleme
  • |
  • 31 Mart 2025
  • 20:30

1960’lı yıllar boyunca yükselen sınıf mücadelesi 15-16 Haziran 1970’de doruk noktasına ulaşmış, Türkiye işçi sınıfının sahip olduğu mücadele potansiyelini dosta düşmana göstermişti. 12 Mart faşizmi de bu yükselişi durdurmaya yetmedi. 1970’li yıllar boyunca yükselen toplumsal mücadelede işçi sınıfı bir kez daha sahnedeydi.

İşyeri direnişlerinin, kitlesel grevlerin gerçekleştiği bu dönemde işçi hareketinin önemli bir özelliği de politik bir karakter kazanmaya başlamasıydı. İşçi sınıfı toplumsal sorunlarda taraf oluyor, tutum alıyor, hatta yer yer toplumsal mücadele bileşenlerine öncülük yapıyordu. 1976 yılında gerçekleşen “DGM Direnişi”nin yanı sıra bu açıdan en önemli eylem 20 Mart 1978’de gerçekleşen “Faşizme İhtar Eylemi” oldu.

20 Mart “Faşizme İhtar Eylemi”, 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde devrimci öğrencilere karşı gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucunda 7 öğrencinin hayatını kaybetmesinin ardından gerçekleşti.

Katliamın ardından toplanan DİSK Yürütme Kurulu, 20 Mart 1978 günü iki saatlik iş bırakma kararı aldı ve eylem birliği çağrısı yaptı. “’İHTAR’ eylemi gerçekte faşizmin kaynaklandığı sömürü düzenine yöneliktir. Çünkü sömürü düzeni sürdükçe işçi sınıfının, emekçi halkımızın işsizlikten, pahalılıktan, yoksulluktan kurtulması söz konusu değildir. İşçi sınıfı tarihsel sorumluluğunun bilincinde olarak emekçi halkımızın kendisinden beklediği sesi fabrikalardan, tarlalardan yükseltmektedir.” açıklamasını yapan DİSK, üç gün içinde eylem çağrısı için 350 bin “DİSK’in Sesi” gazetesi ve 500 bin bildiri kullandı. TMMOB, TÖB-DER, TÜTED, TÜMOD, TÜMAS, TÜM-DER, TÜM ZERBANK-DER ve ÇHD’nin aralarında bulunduğu kurumlar eyleme destek açıklaması yaptılar. Türk-İş Başkanı Halil Tunç ise eylemi ideolojik amaçlı olarak değerlendirerek karalama çabasına girdi.

20 Mart sabahı 51 ilde yüz binlerce kişi DİSK’in çağrısına yanıt verdi. İş bırakma eylemine sadece İstanbul’da 120 bin işçi katılmıştı. Özellikle maden, genel hizmetler, turizm, lastik ve gıda işkollarında üretim durmuş, yer yer elektrikler kesilmiş, otobüs seferleri durma noktasına gelmişti. TÖB-DER’li öğretmenler dersleri boykot ederek okulları terk ettiler. İstanbul Barosu’na üye avukatlar Adliye binası önünde bir toplantı düzenleyerek duruşmalara girmediler. İzmir’de bir grup öğrenci ve işçi Tıp Fakültesi Hastanesi’ni işgal ederek giriş çıkışları engellediler. Ankara’da işçiler Ankara Belediyesi ve ODTÜ’ye ait araçları yol ortasına bırakarak trafiği iki saat felç ettiler. Türk-İş yönetiminin engelleme girişimlerine rağmen Türk-İş’e bağlı sendikaların yetkili olduğu işyerlerinde de iş bırakma eylemleri gerçekleştirildi.

Bir siyasal genel greve dönüşen “Faşizme İhtar Eylemi”nin etkisi, dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in açıklamalarındaki saldırganlıktan da anlaşılıyordu. Eylemi yasa dışı ilan eden Ecevit, eylemi düzenleyenleri hükümete olan güveni sarsmaya çalışmakla suçluyor, hatta o dönem CHP ile DİSK arasındaki yakınlaşmaya üstü kapalı bir şekilde dikkat çekerek kimseye “diyet” borçları olmadığını vurguluyordu. Durumdan vazife çıkaran Türk-İş yöneticileri ise 15-16 Haziran Direnişi’nde de yaptıkları gibi, devletin yanında olduklarını açıklıyorlardı.

Eylemin ardından DİSK Yürütme Kurulu ise yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “Gerçek etkisini, faşist odakların ve destekçilerinin tepkilerinden ölçtüğümüz 20 Mart “FAŞİZME İHTAR” eylemi, işçi sınıfının dünya görüşü olan sosyalizmden ışık almıştır. DİSK yöneticileri ve DİSK üyesi sendikaların yürütme kurulları olarak gerçek bir anti-faşist mücadelenin sosyalist dünya görüşü doğrultusunda kitlesel eylemlerle olacağına inanıyoruz. Bu konuda tarihsel deneyler, bizim inançlarımızı doğruluyor. Yine tarihsel deneylerden biliyoruz ki, sosyal demokrat görüş, faşizme karşı yeterli ve etkin bir mücadele veremez.”

Dönemin gazetelerinin eylem haberini “Grev mi, ihtilal provası mı?”, “Anarşi çıkmazı” gibi başlıklarla vermesi de elbette boşuna değildi. Zira tezgâhtan başını kaldırmamasını istedikleri işçiler faşizmin sömürü düzeninin devamı için devreye sokulan bir silah olduğu bilinci ile hareket etmişlerdi. Faşizme karşı mücadelenin ön safına geçerek, sömürü düzeninin sahiplerinin kirli hesaplarını alt üst etmişlerdi.

Faşizmin gemi azıya aldığı bugünün Türkiye’sinde “Faşizme İhtar Eylemi”, işçi sınıfının önünde duran tarihsel ve zorlu görevler karşısında ne yapılması gerektiğini gösteriyor.

Emeğin Kurtuluşu’nun 52. sayısından alınmıştır…