Emperyalist-kapitalist barbarlığın insanlığı ve tüm canlı yaşamını büyük bir yıkımın eşiğine sürüklediği bir dönemden geçiyoruz.
Sistemin yüz yüze olduğu çoklu krizler gün geçtikçe ağırlaşırken, ortaya çıkan hacimli fatura ise küresel ölçekte işçi ve emekçi kitlelerin omuzlarına yükleniyor. Bunun dolaysız bir sonucu olan kronikleşmiş açlık, yoksulluk ve işsizlik sorunu her geçen gün büyüyor. Çalışabilen milyarlarca insan ise ağır sömürü koşullarında yaşam savaşı veriyor. Servet-sefalet uçurumu akıl almaz boyutlara ulaşmışken, toplumun emekçi kesimleri en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz durumda. Öyle ki, kapitalist asalaklar servetlerine servet katarken, azımsanamayacak oranda bir insan nüfusu temiz içme suyuna ve karnını doyurabilecek ekmeğe dahi ulaşmakta güçlük çekiyor.
Emperyalist burjuvazi, dünya halklarına dayattıkları bu cehennem koşullarını kalıcılaştırmak için faşist baskı ve zorbalığı da gün be gün tırmandırıyor. Sözde “demokrasi” timsali emperyalist ülkelerde de polis devleti uygulamaları yaygınlaşıyor. Birçok ülkede OHAL koşulları olağan hale getirilmiş durumda. Bu faşist zorbalığın hedefinde ise sömürünün aralıksız devam etmesi ve sermaye birikiminin sekteye uğramaması yer alıyor. Bunun için en temel demokratik haklar ve özgürlükler rafa kaldırılıyor. Bu yolla işçi sınıfı ve emekçiler hareketsiz kılınmak isteniyor.
“Daha fazla kâr ve zenginlik” uğruna burjuvazi yeryüzünün tüm zenginliklerini de hunharca yağmalamaya devam ediyor. Ölçüsüz ve hesapsız kâr hırsı, doğayı ve canlı yaşamı telafisi olmayan bir yıkıma sürüklüyor. Bilimsel araştırmalar, ihtiyar gezegenimizin bu gidişata çok fazla dayanamayacağını gösteriyor.
Öte yandan, sistemi pençesine alan çoklu krizler emperyalist-kapitalist sistemin temel çelişkilerini de giderek keskinleştiriyor. Özellikle emperyalist güçler arasında kızışan hegemonya mücadelesi insanlığı yeni bir küresel savaşın eşiğine doğru sürüklüyor. Bir yandan dünyanın zenginliklerini yeniden paylaşmak için rekabeti kızıştıran emperyalist güçler, öte yandan sistemin “egemeni” konumuna yerleşmek için kıyasıya bir mücadele veriyor. Bu uğurda silahlanma ve militarizm körükleniyor. Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Ukrayna vb. ülkelere gerçekleştirilen müdahalelerin, yerel ve bölgesel savaşların, kukla rejimler inşa etmek için tertiplenen iç savaşların gerisinde emperyalist egemenlik ve çıkar mücadeleleri yatıyor. Bu savaş ve saldırganlık politikaları ile insanlığın tarihsel birikimi yıkıma uğratılırken, savaş ekonomisi üzerinden küresel mali krize çözüm üretilmeye çalışılıyor.
Tüm bu yıkımın en ağır bedelini ise, başta Kürt ve Filistin halkı olmak üzere emperyalist-kapitalist sömürgeciliğin boyunduruğu altında tutulan, varlığı ve tüm kazanımları inkar edilen, kirli savaşlarla kitlesel katliamlara ve soykırıma maruz bırakılan mazlum halklar ödüyor.
2025 Newroz’unun çağrısı:
Emperyalist savaşa, baskı ve sömürüye karşı mücadeleye!
Başta Kürt halkı olmak üzere, bölge halkları için tarihsel olarak direnişle özdeşleşen Newroz’u bu koşullarda karşılıyoruz. Dolayısıyla, 2025 Newroz’unda emperyalist saldırganlığa, kapitalist sömürü ve baskıya karşı mücadeleyi büyütmek ve direniş ateşini güçlendirmek büyük bir önem taşıyor.
Newroz’u, işçi sınıfı ve emekçiler ile Kürt halkının birleşik mücadelesini geliştirmenin bir olanağına çevirmek ise güncel bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor. Buradan hareketle, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) olarak işçi sınıfını, emekçileri, tüm ezilen ve baskı altında tutulan toplumsal kesimleri Newroz alanlarında “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği!” şiarını yükseltmeye, Kürt halkının “özgürlük ve eşitlik” talebini sahiplenmeye, her türden sınıfsal ve ulusal sorunun kaynağında yer alan emperyalist-kapitalist düzene karşı devrim ve sosyalizm mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.
Newroz piroz be!
Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!
Özgürlük, eşitlik, gönüllü birlik!
Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!
Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu
18 Mart 2025