Elektrikte yeni nesil soygun

Elektrik şirketlerine tanınan vergi afları ve teşvik ödemelerinden “tasarruf” etmeyen iktidar, bir kez daha tercihini emekçilerin faturalarını katlamaktan yana kullanıyor.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 10 Şubat 2025
  • 19:00

AKP-MHP iktidarının yağma, talan ve soygun politikaları her zamanki pervasızlıkla devam ediyor. Temel ihtiyaç maddelerine doğrudan yapılan zamlara, “düzenlemeler” adı altında “örtülü” zamlar da eklenerek soygun düzeni pekiştiriliyor. Geçtiğimiz yıl elektriğe tam 4 kez zam yapıldı. Ancak elektrik dağıtım şirketlerine ve Sarayın harcamalarına bu yetmemiş olacak ki yılın son günlerinde yeni bir “düzenleme” daha yapıldı. Buna göre milyonlarca hanenin elektrik faturası katlanacak.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye’ye ilişkin raporunda iktidara enerji sübvansiyonlarında reform yapmasını “tavsiye” etmişti. Sarayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bu tavsiyeyi havada kapan iktidarın elektrikte uygulanan sübvansiyonları “yüksek” tüketimi olan mesken abonelerinden kaldıracağını doğrulamıştı. 1,2 milyon haneye elektriğin “gerçek maliyetini” yansıtacaklarını ifade eden Bayraktar, aynı şeyi doğalgazda da uygulayacaklarını söyledi.

Söz konusu düzenleme 1 Şubat’ta hayata geçirildi. Özellikle kalabalık aileleri ve küçük esnafı etkileyecek düzenlemeye göre aylık ortalama tüketimi 417 kWh üstündeki haneler “yüksek tüketimli sanayi kuruluşları” ile bir tutulacak ve zamlı faturalar ödeyecek.

Bir başka ifadeyle, daha önce bin 47 liralık elektrik tüketimi yapan haneler yüzde 93 artışla 2 bin lira fatura parası ödeyecek. Aylık tüketimi 600 kilovatsaat olan hanelere yüzde 80, aylık bin kilovatsaat tüketimi olan abonelere yüzde 69 zam uygulanırken 1.250 kWh ve üzeri tüketim yapan sanayi abonelerine ise sadece yüzde 5 zam uygulanacak.

Görüldüğü üzere bu düzenleme ile hanelere yüzde 93’e varan zam uygulanırken, elektrik tüketimi yüksek olan kapitalistlere yüzde 5 zam uygulanacak.

İktidar yeni düzenleme ile birlikte bir hanenin harcaması gereken elektrik miktarını 417 kWh olarak belirlemiş oldu. Ancak yapılan hesaplamaya göre her evde bulunan temel eşyaları asgari düzeyde kullanarak ayda 417 kWh’lık sınırı geçmek gayet mümkün. Buzdolabı sürekli çalışan, günde birkaç saat televizyon izlenen, haftada birkaç kez çamaşır ve bulaşık makinesi çalıştırılan, kışın kalorifer yakılan, yazın klima çalıştırılan bütün haneler 417 kWh limiti rahatlıkla aşabilir. Dolayısıyla bu hanelerde yaşayanlar “yüksek tüketimli” sınıfına dahil edilerek, bir sanayi abonesi gibi görülüp zamlı fatura ödemeye mecbur bırakılacaklar.

Elektriğin gerçek maliyeti ve tasarruf

Elektrik üretiminde ve dağıtımında yapılan özelleştirmelerin ağır faturası her türlü yol ve yöntemle emekçilere kesiliyor. Emekçiler özelleştirmelerin bedelini sadece yüklü faturalarla değil, mahkûm edildikleri kölece çalışma koşulları, denetimsizlik ve ihmaller nedeniyle meydana gelen “kazalar” sonucu canlarıyla da ödüyor.

Buna rağmen iktidar emekçilerden bir kez daha “tasarruf” talep ediyor. Bakan Alparslan’ın “tasarruf” diye yutturmaya çalıştığı düzenleme, emekçilerin cebinden çaldığı parayı elektrik şirketlerinin kasalarına aktarmayı hedefliyor.

Hali hazırda elektriğin üretiminden dağıtımına tüm maliyetinin kat be kat fazlası emekçilerden tahsil ediliyor. OECD’nin Haziran 2024 raporuna göre Türkiye, yüzde 89,8 “enerji enflasyonu” ile dünya genelinde açık ara birinci sırada yer alıyor. Aynı raporda, enerji enflasyonunun yüksek olduğu ülkelerde, enerji maliyetlerindeki artışların büyük ölçüde enerji bedellerinden değil, vergi yükünden kaynaklandığı belirtiliyor. Özellikle akaryakıt ve elektrik gibi temel enerji kalemlerinde yüksek vergi oranları, enerji fiyatlarının daha da yükselmesine neden oluyor. Kapitalistlerin raporlarına bile yansıdığı üzere, elektriğin maliyetinin yüksekliği tüketiminden değil, vergi yükünden kaynaklanıyor. Elektrik şirketlerine tanınan vergi afları ve teşvik ödemelerinden “tasarruf” etmeyen iktidar, bir kez daha tercihini emekçilerin faturalarını katlamaktan yana kullanıyor.

İktidarın sermaye adına yaptığı bu pervasız saldırılar, ancak hak gasplarına karşı topyekûn bir mücadeleyle durdurulabilir.