AKP iktidarı eğitim alanını “yapboz tahtasına çevirme” politikasını sürdürüyor. Bu alanda uygulanan politikalarla sistematik bir şekilde dinci-gerici propaganda yapılsa da iktidar halen istediği sonucu alabilmiş değil.
Geçtiğimiz ay içerisinde de eğitim alanında iki gündem öne çıktı: Biri zorunlu eğitimin kapsamına ilişkin tartışma, diğeri ise Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik.
Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği
Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, 22 Şubat 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği Değişikliği” adlı yönetmelik 70 madde içeriyor.
Bu düzenleme ile proje okullar yönetmelik kapsamından çıkarıldı. AKP iktidarının hedefinde olan bu okullarda keyfi uygulamalar daha da belirgin hale gelecektir. Zira kaynakların kullanımında kamudan yararlanıp, denetimden muaf tutmanın “yasal” adımı atıldı.
Değişikler arasında okul yönetiminin görev tanımından merkezi sınavla öğrenci alan okulların belirlenmesinin Bakanlığa devredilmesine, öğretmenlerin beş yılda bir Milli Eğitim Akademisi’nde eğitime tabi tutulması zorunluluğuna dek pek çok madde yer alıyor. Mesleki eğitimin yaygınlaştırılması ve vakıf, cemaat, tarikat, ülkü ocakları vb. ile yapılan protokollerle ilgili maddeler de değişiklikler içerisinde yer alıyor. Yayınlanan yönetmelikte Madde 2 şöyle:
“Madde 2- Aynı Yönetmeliğin 6’ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. ‘(5) İkinci fıkranın (c) bendinde belirtilen mesleki ve teknik Anadolu liseleri ve mesleki eğitim merkezleri, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda bölge okulu, ihtisas okulu, sektör içi ve sektöre entegre okul olarak belirlenebilir. Sektöre entegre okullarda hazırlık, 9’uncu ve 10’uncu sınıfların diğer okullarda tamamlayan öğrencilere nakil veya geçiş yoluyla 11’inci sınıftan itibaren eğitim verilebilir.”
“Sektöre entegre okul” ve “sektör içi okul” modelleri ile mesleki eğitim sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenleniyor. Kalfalık ve ustalık eğitimi ile ilgili düzenlemelerle, çocuk emeğinin ucuz iş-gücü olarak kullanılması ve eğitim kurumlarının sermayenin sömürü alanına çevrilmesinin “yasal yolları” döşeniyor. Örneğin devamsızlık sorunu yaşayan meslek lisesi öğrencileri, sonraki yıl ancak bir işletme ile sözleşme imzalaması şartıyla eğitime devam edebilecek. MESEM’den örgün öğretime geçmek isteyen öğrencilere 9. sınıftan başlama şartı koşulacak, yani geri dönüş zorlaştırılacak.
Yanı sıra, yönetmelikte “okullarda protokollerin il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin bilgisi ve onayı ile yapılması” maddesi de yer almaktadır. İlgili madde, AKP iktidarının tek adam yönetimi anlayışının eğitim alanındaki karşılığı durumundadır. Bu ise eğitim alanının STK adı altında şeriatçı cemaatlerin, ırkçı-faşist oluşumların önünün açılması, eğitim alanının sermayenin arka bahçesine dönüştürülmesi ve tek merkezden yönlendirilmesi anlamına geliyor.
Yönetmelik değişikliğinden öğrencilerin yanı sıra öğretmenler de etkilenmektedir. Eğitim emekçileri için daha önce yapılan değişiklerde KPSS yerine Akademiye Giriş Sınavı getirilmişti. Sınavın ardından Milli Eğitim Akademisi’ne girmeye “hak kazananlar”, 14 aylık eğitimden geçirilecek ve atamaları daha sonra gerçekleşecekti. Son yönetmelik değişikliğiyle birlikte Akademi’nin kapsamı genişlemiş oldu.
Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, AKP’nin eğitimin piyasalaştırılması politikaları kapsamında atılan adımlardan birini oluşturmaktadır.
Zorunlu eğitim üzerine tartışmalar
Geçtiğimiz aylarda öne çıkan bir diğer başlık ise zorunlu eğitim tartışmaları oldu. Türkiye Gazetesi'nde Mahmut Özay imzalı bir özel haber yayınlandı. Haberde, Maarif Platformu, Enderun Özgün Eğitimciler Derneği ve İstanbul Medeniyet Enstitüsü’nün düzenlediği "Bir Problem Alanı: Zorunlu Eğitim" çalıştayı referans alındı. Haberlerde, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in de 12 yıllık zorunlu eğitim süresini "çok bulduğu" söylendi. Yapılan tartışmaları, iktidarın bu tür değişiklikler öncesinde kamuoyunu hazırlamak adına servis ettiği haberler olarak düşünmek isabetli olacaktır.
Gericilerin başlattığı tartışmada, zorunlu eğitimin 4+4+4 yerine 4+4+3 olarak düzenlenmesi ve lisenin üç yıla düşürülmesi gerektiği savunuldu. Raporda, zorunlu eğitimin “bir dayatma” olduğu belirtilirken "zorunlu eğitim süresinin düşürülmesi, branşlaşmaya yönlendirmenin erkene çekilmesi gerektiği" söyleniyor. Yine raporda zorunlu lisenin, zorunlu üniversite anlayışını doğurduğu ve bunun da işsizliğe neden olduğu, zorunlu eğitimin meslek edinme ve “yuva kurmanın” önünde engel olduğu iddia edildi.
***
4+4+4 eğitim modeli 2012-2013 eğitim döneminde uygulanmaya başlandı. Öncesinde zorunlu eğitim, ilkokul 5 yıl ve ortaokul 3 yıl olmak üzere toplamda 8 yıllık “ilköğretim” sürecini kapsıyordu. 4+4+4 ile eğitim sistemi şu kademelere ayrıldı: Okul öncesi 4+4 yıllık ilköğretim, 4 yıllık ortaöğretim (lise) ve yüksek öğretim. Bunun 12 yıllık (4+4+4) üç kademesi zorunlu eğitim kapsamına alındı. MEB verilerine göre kademe ilerledikçe okullaşma oranı azalıyor. Yani 4+4+4 modeli, eğitim sisteminin örgün yapısında sorunlar yarattı ya da var olanları derinleştirdi.
Eğitim sisteminin niteliksizliği elbette tartışılmalı. Ancak bu tartışmaların ne amaçla, kimin yararına yapıldığı, var olana karşı neler önerildiği önemli bir unsurdur. Sermayenin ve gerici çevrelerin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan tartışmalar, bu çevrelerin çıkarlarını yansıtıyor. Konuya dair açıklama yapan Eğitim-Sen de bu tartışmalarla karma eğitimin ortadan kaldırılması ve yerine uzaktan eğitim gibi modellerin konulmasının hedeflendiğine işaret etti.
Tartışmaların, yönetmeliklerin, hedeflenen değişikliklerin özcesi…
AKP iktidarının eğitim karnesine baktığımızda iki önemli husustan bahsedebiliriz: Birincisi eğitimin giderek dinci-gerici bir niteliğe kavuşturulması, ikincisi mesleki eğitimin sermayenin ihtiyaçlarına uygun şekilde yaygınlaştırılmasıdır. Bu adımlar, AKP iktidarının bekası ve siyasal-ideolojik ihtiyaçları çerçevesinde atılmıştır.
Tüm bunların yanı sıra, kapitalist sistemin bugünkü ihtiyacı lise eğitimini değiştirmek ve mesleki eğitim politikalarıyla dizayn etmektir. Bu ise milyonlarca liseliyi kapsayan eğitim alanında, öğrencilerin sermaye tarafından ucuz iş-gücü olarak kullanılması demektir. Eğitim kurumları, bir ucuz iş-gücü deposu olarak kullanılmak isteniyor. AKP iktidarı eğitimde bunu Milli Eğitim Bakanlığı eliyle, çalışma yaşamında ise 2025-2028 Ulusal İstihdam Projesi kapsamında Çalışma Bakanlığı eliyle yapmaktadır.
İster yönetmelik değişikliği olsun ister vakıflar adına ortaya atılan model tartışmaları… Bunlar eğitim alanın sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde dönüştürülmesinin yeni bir evreye taşınması olarak görülmelidir.
Oysa eğitim sisteminde yapılacak değişikliklerin öncelikle muhataplarıyla, yani öğrenciler, öğretmenler, aileler ve eğitim alanında çalışanlarla birlikte tartışılması ve beraber karara bağlanması gerekmektedir.
***
Sınıf mücadelesinin temel alanlarından biri olan mesleki eğitim kurumlarındaki liselileri bu mücadelenin özneleri haline getirmek, emekçileri hedefleyen saldırılar konusunda bilinçlendirmek bugünün en önemli sorumluluklarından biridir. Sınıf devrimcileri mücadele sahnesine çıktıkları günden beri mesleki eğitim tartışmalarına ayrı bir önem gösterdi. Bunu hem sınıf hareketinin devrimci geleceği açısından hem de gençlik mücadelesinde emekçi çocuklarına dönük politikalar açısından önemsedi.
Sermayenin mesleki eğitim alanındaki icraatları üzerine, “Devrimci bir sınıf hareketi için mesleki eğitim kurultayı”nda bu alana dönük pek çok tartışma yapıldı, talepler oluşturuldu. Bugün iktidar cephesinden atılan adımlar, kurultayın taleplerinin güncelliğini ve kazanılması için mücadeleyi yükseltmenin önemini birkez daha göstermiştir.