Emperyalist/Siyonist güçlerle Ankara’daki saray rejimi tarafından Suriye’de iktidara taşınan cihatçı terör örgütü HTŞ, daha Şam yolundayken Alevi katliamına başlamıştı. Toplu tutuklamalar, vahşi işkenceler, tek tek veya toplu infazlar, etnik temizlik üç aydan beri devam ediyor.
Sistematik katliam son günlere kadar kontrollü yapılıyordu. Kaçırmalar, işkenceler, cinayetler ve iğrenç mezhepçi söylemlerin ardı arkası kesilmiyor, ancak belli sınırlarda tutuluyordu. HTŞ rejimi ise, sorumluları “soruşturuyoruz” türünden aşağılık yalanlar söyleyerek suçunu örtbas etme politikası izliyordu. Oysa Suriyeli olmayan cihatçıları özellikle Alevilerin yaşadığı sahil kentlerine yerleştiren HTŞ, onlara adım adım katliam ve etnik temizlik yapma işini verdi.
Üç ayın ardından nihayet cihatçı-faşist çeteleri hedef alan silahlı eylemler başladı. Cihatçılar pusuya düşürülerek ya da kontrol noktaları hedef alınarak saldırıya uğrayınca HTŞ bizzat sistematik ve kitlesel infazlara başladı. Olaylar görmezden gelinemez boyuta varınca medya tekelleri haber yapmaya başladı. Ancak amaçları yine gerçekleri çarpıtmaktı. Zira “Esad yanlıları, Esad rejiminin kalıntıları” gibi söylemler kullanarak aylardan beri devam eden Alevi katliamını yok sayan yayın çizgisini devam ettirdiler. HTŞ maskeyi atmış olmasına rağmen medya tekelleri vahşete kalkan olmayı görev edindiler.
Bu söylemlerle haberler yapılması, esas amacın cihatçıların insanlığa karşı işledikleri suçlara kılıf uydurmak olduğunu gösteriyor. Hal böyleyken, Türkiye’de sol çizgide olma iddiası taşıyan yayın organlarının da aynı söylemle olayları yansıtması üzerine düşünülmesi gereken bir başka sorun alanıdır. Cumhuriyet, BirGün, Evrensel gibi gazeteler medya tekellerinin çarpıtılmış söylemlerini haber diye servis ederek utanç verici bir duruma düştüler. Halen de olayın adını koymaktan kaçınıyorlar. Tüyler ürpertici katliamları gösteren yüzlerce fotoğraf, video ve beyan olmasına rağmen, emperyalist/Siyonist güçlerin “savaş taburu” olan medya tekellerinin çizdiği sınırın ötesine geçemiyorlar.
***
Bizzat cihatçılarla iş tutanlar kenara bırakılırsa; konuyla ilgili olan herkes Suriye halklarının üzerine bir kabus gibi çöken HTŞ ile 40’a yakın diğer cihatçı örgütün neler yaptığını, nasıl bir zihniyeti temsil ettiğini, vahşette kural/sınır tanımayan katil sürülerinden oluştuğunu bilir. Ahmet el Şara adını kullanmaya başlayan Colani’ye takım elbise giydirip kravat taktırıp cihatçıları “demokrat” diye pazarlayanlar ise gerçekleri bilmenin ötesinde vahşetin dolaysız suç ortaklarıdır. Bundan dolayı HTŞ’ye kalkan olmaya devam ediyorlar.
Katliamda komutayı ele alan HTŞ, hamileri kadar imajı dert etmiyor artık. Alevi katliamına karşı gelişen silahlı direniş karşısında yeteriz kalan Suriyeli olmayan cihatçıların imdadına HTŞ yetişti. “Yeni Suriye ordusu” adını kullanan cihatçı katiller, silahlı direnişi bahane ederek Alevilere karşı toplu katliamlara başladı. “Kravatlı Colani” komutasındaki HTŞ, ilk andan itibaren vahşette diğerlerini gölgede bıraktı. Silahsız, sivil insanları sadece Alevi oldukları için toplu şekilde infaz etmeye başladı. Kısa sürede yüzlerce kişiyi katlettiler. Birçok yerde soykırımcı Siyonistleri örnek alan HTŞ, bütün fertlerini infaz ederek aileleri ortadan kaldırma yoluna gidiyor. Bir-iki gün içinde yüzlerce kişiyi katleden HTŞ, sahil bölgesine cihatçı yığınağı yaparak Lazkiye, Tartus, Banyas, Ceble, Kırdaha gibi kentleri kuşattı. Kırsalda ise toplu infazlar devam ediyor. Olayın boyutunu gözlerden saklamak için çaba harcayan uluslararası medya tekelleri ile Körfez şeyhlerinin borazanı olan medya ise HTŞ’ye toz kondurmuyor. Zira Ankara’daki saray rejimi ile Körfez şeyhleri gibi, emperyalist devletler de bu cihatçı-faşistlerin müttefikidir.
***
HTŞ’nin yeni bir boyuta taşıdığı katliama ilk destek açıklamasının AKP-MHP rejiminden gelmesi dikkat çekicidir. Ortadoğu’ya gericilik ihraç eden dinci-faşist saray rejimi, 14 yıldan beri cihatçıların temel dayanağı durumundadır. Emperyalist/Siyonist güçlerin planladığı, Körfez şeyhlerinin finanse ettiği HTŞ’nin karşı taarruzu saray rejiminin sınırsız suç ortaklığı olmadan uygulanamazdı.
Colani’den önce katliama destek açıklamasının AKP-MHP rejimi tarafından yapılması tesadüf olmasa gerek. Zira iki tarafın ideolojik olarak beslendiği kaynaklar aynı. Dinci-faşist zihniyet ve iğrenç mezhepçilik her iki tarafın “fıtratını” belirliyor. Fark, HTŞ’nin bunu bir terör örgütü, AKP’nin ise terörü koruyup/kollayan zorba bir devlet olarak yapmasıdır. Hem Erdoğan’ın hem müritlerinin Suriye ile ilgili tüm vaazlarına mezhepçi, iğrenç bir söylemin sinmiş olması da HTŞ-AKP ikiz kardeşliğinin dolaysız yansımalarından biridir.
AKP-MHP rejimi cihatçı teröre destek konusunda yalnız kalmadı. Körfez şeyhleri, özellikle de Suudi Arabistan’daki şeriatçı rejim de HTŞ’ye ilk destek verenler arasındaydı. Asıl kepazelik ise, Alevi katliamı devam ederken, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) HTŞ rejimiyle yönetilen Suriye’yi yeniden üye yapmasıdır. İİT, emperyalist/Siyonist dayatmalar önünde diz çökmediği için Baas yönetimindeki Suriye’nin üyeliğini askıya almıştı.
Dünya, dinci-faşist Netanyahu rejiminin Gazze’de yaptığı soykırımı izlediği gibi, cihatçı-faşist Colani rejiminin Alevi katliamını da izliyor. Zira halkların katledilmesi emperyalist/kapitalist devletlerin ilgi alanına girmiyor. Suriye’de yaşanan katliamlara karşı çıkmak, Aleviler başta olmak üzere cihatçı teröre maruz kalan Suriye halklarıyla enternasyonal dayanışmayı yükseltmek öncelikle ilerici-devrimci güçlerin, genelde ise insani-vicdani duyarlılığını yitirmeyen tüm insanların sorumluğudur.