Bireylerdeki olgunlaşma süreçleri kuşkusuz birbirinden farklıdır ve kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Ancak tüm bunlarda yine de belirleyici olan dışsal gelişmelerdir. Olgunluk düzeyinin göstergelerinden biri de bireyin toplumsal rolü itibariyle takındığı tutumdur. Yani asıl belirleyici olan sosyal sınıflar içindeki konumudur. Yoksa soğukkanlılıkla cinayet işleyebilen bir katilin, Ethem'i, Ali İsmail'i, Mehmet'i, Abdullah'ı, Medeni'yi, Ahmet'i öldürenlerin akşam eve dönünce, günlük yaşam içerisindeki normalliği, karşılaştığı olaylar karşısında ve insan ilişkilerindeki “olgun” yaklaşımı, yapılanın anormalliği karşısında nasıl açıklanabilir.
Mesala söz konusu olan “olgun” kişi bir burjuvaysa, emek gücünü gasp ettiği işçiler karşısında karakter olarak nasıl bir yere konulabilir. Yahut bir işkencecinin, azılı bir tetikçinin günlük yaşamdaki (başarabilirse) sıradanlığı... Olgun ve soğukkanlı katillerin, işkencecilerin, hırsızların, asalakların iktidar gücüne sahip olduğu bir dünyada yaşadığımız gerçeği yegane aynamız olmaktadır. Ki erk sahipleri olgunluklarını, soğukkanlılıklarını çabuk yitiren, kendileriyle aynı sınıfa mensup olanları da, maşalarını da sevmezler. İlk gözden çıkarılacaklar arasında böylesine tez canlılar vardır. Burjuva sınıf içinde uzun soluklu olabilenler, soğukkanlılıklarını koruyabilenler, “olgunlar” makuldür.
Şimdi bu vesileyle asıl konuya girebiliriz. “Deniz Gezmiş'i, hakim katili Yılmaz Güney'i, terörist kör Eşber'i, Yaşar Kemal'i kahraman ilan edip, ülkücüleri mafya ve çete ilan eden azılılara soruyorum: Bu insanlar mı çete yoksa siz mi çetesiniz?” Mansur Yavaş'ın bu sözleri söyleme cüreti göstermesine neden olan sadece bir cahilin cesareti olabilir mi? Akmakta olan hayatı gözleyen zatın durduğu yer, safını seçtiği asalak sınıfın yaşam alanıysa, elbette hayata baktığı pencereden, bu sömürü düzenini yıkmak için mücadele etmeyi seçenlere karşı kin duyacaktır. İşte bugün CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olan “eski” faşist, yeni “sosyal demokrat” Mansur Yavaş'a bu sözleri söyleten de böyle bir öfkedir. Dün rahatlıkla nefretini kusan Mansur Yavaş, bugün basına da yansıyan ses kayıtlarına ilişkin, "Gençtik, öyle şeyler söyledik. Şimdi olgunlaştık. Artık daha bütünleştirici, birleştirici siyaset yapmanın gerekliliğine inanıyoruz" demektedir. Ancak Yavaş'ın adına “olgunluk” dediği, mensubu olduğu burjuva sınıfın kendisine yüklediği yeni bir görevdir. Bundan böyle adı gibi yavaş gitmesi, sınıf çatışmalarına sinsice yaklaşması gerekmektedir. Bu çürümüş, yozlaşmış, yokluk ve yoksulluk düzeninde herkesi “bütünleştirici, birleştirici” olmalıdır. Ki böylece devrim düşüncesi işçi ve emekçilerin gelecek düşlerini süslemesin. Yavaş, küfrettiklerine olan nefretini, onların ideallerini yok etmeye çalışarak sürdürmektedir. İyi polis-kötü polis oyununda uzun çöp ona çıkmıştır. Yavaş artık iyi polisi oynamakla yükümlüdür. İşkence seanslarında ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan işkenceci değil, artık “olgun” görünümlü bir papazdır. Karşısına aldıklarına "ben de sizdenim" diyenlerdendir.
Halâ hatıralardadır. Ahmet Kaya'nın sürgünde ölmesine neden olan Serdar Ortaç da o günlerde “her Türk genci gibi milliyetçi duygularla galeyana gelmiş”, sonrasındaysa pişman olmuş, olgunlaşmıştı. Anlaşılan o ki olgunlaşma sırası Yavaş'a gelmiştir.
Onlar, lüks içinde yaşadıkları, geleceğe dair yeni ve parlak fikirlerinin olduğu şu günlerde sözde olgunlaşmışlardır. Fakat küfrettikleri Ahmet Kaya'nın, Deniz Gezmiş'in, Yılmaz Güney'in bedenen aramızda olmadıkları, devrimci fikirlerinin ise daha çok sahiplenmeyi beklediği gerçeği orta yerde durmaktadır. CHP şimdi seçmeninden Yavaş gibilerine oy isterken aslında hiç de çelişki içinde değildir. Yavaşlar, bu sahtelikleriyle asıl CHP'dir. Tam da bu nedenle CHP, tıpkı kendisi gibi bu düzenin devamından yana olan diğer düzen partileri gibi, hizmet ettiği o sömürücü burjuva sınıfa oy isterken kendine yakışanı ve kendinden bekleneni yapmaktadır. Mühim olan, Mansur Yavaş'ın hakaret ederken hiç de sesinin titremediği Denizler'i ve Yılmaz Güney'i hatırlayınca gözleri dolan, sesleri titreyenlerin kendinden beklenenleri yapıp yapamayacaklarıdır. O isimler ki, bozuk düzenin çarklarından biri olmak yerine bu çarkları parçalama çabasını yaşama gerekçesi saydılar.
Şimdi onları öldürme, yok etme çabasını kendilerine görev edinenler karşımızda, dudaklarına yapışmış küfürlerle sırıtarak pişkince bize bakmaktadır.