Gazze'de öldürülen gazeteci sayısı, modern tarih savaşlarında öldürülenlerin toplamını aştı

İsrail'in Gazze'de öldürdüğü gazeteci sayısı, Amerikan İç Savaşı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı (Kamboçya ve Laos'taki çatışmalar dahil), 1990'lar ve 2000'lerdeki Yugoslavya savaşları ve Afganistan'daki 11 Eylül sonrası savaşta öldürülen toplam gazeteci sayısını geçti.

  • Haber
  • |
  • Basın derleme
  • |
  • 03 Nisan 2025
  • 10:23

İsrail'in Gazze'de öldürdüğü gazeteci sayısı, Amerikan İç Savaşı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı (Kamboçya ve Laos'taki çatışmalar dahil), 1990'lar ve 2000'lerdeki Yugoslavya savaşları ve Afganistan'daki 11 Eylül sonrası savaşta öldürülen toplam gazeteci sayısını geçti.

Konuya ilişkin veriler, gazeteci Nick Turse'nin Brown Üniversitesi Watson Uluslararası ve Kamu İşleri Enstitüsü'ndeki Savaşın Maliyetleri projesi için hazırladığı "Bildiren Mezar" (Reporting Graveyard) adlı raporda yer aldı. Rapor, gazetecilerin sistematik ve ölümcül bir şekilde hedef alınmasını belgeliyor. Gazze, bu açıdan modern tarihte basın için en ölümcül ortam olarak kayıtlara geçti.

En az 232 basın mensubu öldürüldü

El Cezire, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Filistin Gazeteciler Sendikası'nın birleşik verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'nde en az 232 gazeteci ve medya çalışanı öldürüldü. Bu rakam, benzer herhangi bir dönem veya çatışmada verilen medya personeli kayıplarını fazlasıyla aşıyor.

Ölenlerin neredeyse tamamı kuşatma koşulları altında faaliyet gösteren Filistinli gazetecilerdi. Ölenler arasında bazı Lübnanlı gazeteciler ve az sayıda İsrailli muhabir de vardı. Çarpıcı bir şekilde, İsrail'in katliamının sadece  ilk ayında 37 muhabir öldürüldü. Bu, CPJ'nin 1992'de kayıt tutmaya başlamasından bu yana gazeteciler için en ölümcül ay oldu.

Raporda, "2023'te ortalama olarak her dört günde bir gazeteci veya medya çalışanı öldürüldü veya katledildi. 2024'te bu sayı üç günde bire düştü" denildi.

Raporda ayrıca "Gazze'de zarar gören veya öldürülen muhabirlerin çoğu yerel gazetecilerdir" bilgisi paylaşıldı.

Gazeteciler bilinçli şekilde hedef alındı

Rapor, İsrail ordusunun "basına karşı savaş" açtığını, sadece ölümcül güç kullanmakla kalmayıp aynı zamanda Gazze'de gazeteciliği susturmak, karalamak ve engellemek için sistematik çabalar gösterdiğini savunuyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre, öldürülen gazetecilerin en az 35'i doğrudan işleri nedeniyle hedef alındı.

Rapor, Gazze'deki medya ortamının kasvetli resmini çiziyor. İsrail, yabancı muhabirlerin bölgeye girmesini yasaklamış ve işgalci devletin ne yaptığını dünyanın görebilmesi için çoğu zaman yetersiz kaynaklara sahip olan ve sürekli olarak bombardıman nedeniyle yerlerinden edilen yerel gazetecileri haber yükünü üstlenmeye bıraktı.

İsrail ordusu sadece 90'a yakın medya ofisini ve basın tesisini yok etmekle kalmadı, aynı zamanda internet erişimini ciddi şekilde kısıtladı. Gazetecilerin evlerini bombalayan İsrail güçleri, basın emekçilerine yönelik gözetleme, tutuklama ve dezenformasyon kampanyalarına girişti. Bu süreçte 380'den fazla gazeteci yaralandı, onlarcası gözaltına alındı ​​veya taciz edildi.

Her 10 gazeteciden biri öldürüldü

Savaşın Maliyetleri raporu, Gazze'yi gazetecilerin güvenliğinde geniş kapsamlı bir küresel çöküşün içine yerleştiriyor. 2024'te, kayıtlar tutulmaya başladığından bu yana herhangi bir yılda olduğundan daha fazla gazeteci öldürüldü. Bu ölümlerin büyük çoğunluğu Gazze'de gerçekleşti. Birleşmiş Milletler gazeteciliği dünyadaki en tehlikeli mesleklerden biri olarak adlandırdı.

Ancak raporda, Gazze'yi benzersiz kılan şeyin medyaya yönelik saldırının muazzam ölçeği ve kasıtlı doğası olduğu savunuluyor. Rapor, bir noktada Gazze'deki her 10 gazeteciden 1'inin öldürüldüğünü belirtiyor.

Yabancı gazetecilerin bölgeye erişimi sıkı bir şekilde kontrol altında tutuluyor. CNN'den Clarissa Ward gibi nadir istisnalar dışında (BAE yardım konvoyuyla Gazze'ye girmişti) hiçbir bağımsız Batılı gazetecinin Şeridin içinden özgürce haber yapmasına izin verilmedi. İzin verilen birkaç basın gezisi, İsrail işgal güçleriyle iç içe ve oldukça kısıtlı oldu.

“Kasıtlı bir stratejiyi temsil ediyor”

Watson Enstitüsü raporu ayrıca İsrail tarafından Filistinli gazetecilere karşı karalama kampanyalarının nasıl yürütüldüğünü, onları direniş gruplarıyla bağları olmasıyla veya 7 Ekim sınır ötesi saldırıda suç ortaklığı yapmakla nasıl suçladığını da vurguluyor. Filistinli gazetecilerin çoğunluğunun sosyal medya hesapları askıya alındı ​​veya haberlerini bastırmak için tasarlanmış siber saldırılarla karşı karşıya kaldılar.

BM uzmanlarından oluşan bir panel, kampanyayı gazetecilerin "benzeri görülmemiş bir şekilde susturulması" olarak kınamıştı. Raporda, "Bunlar kaza değil. Savaş haberciliğini baltalamak ve çatışmanın gerçeklerini gizlemek için kasıtlı bir stratejiyi temsil ediyorlar" denilmişti.

Rapor sert bir uyarıyla sona eriyor: "Gazze'deki muhabirlerin hedef alınması yalnızca bireyleri öldürmekle kalmıyor, aynı zamanda gerçeğe küresel erişimi, kamu hesap verebilirliğini ve bilgilendirilmiş demokrasiyi de baltalıyor."

Raporun yazarı Nick Turse, durumu basının yalnızca fiziksel olarak değil, sansür, sindirme ve kayıtsızlık yoluyla ideolojik olarak da öldüğü bir yer olarak tanımlıyor. Yazar, bu kriz karşısında gazeteciler için uluslararası koruma, hükümetlere basına karşı işlenen suçlar için dokunulmazlığın sona erdirilmesi yönünde baskı ve savaşın ön saflarında kalan yerel muhabirlere acil destek çağrısında bulunuyor.

soL / 02.04.25