Didim'de tutuklanan sınıf devrimcisi Serdar Gür'ün 22 Ocak'ta yazdığı mektubu yayınlıyoruz...
Yedi adımlık hücremde masa, sandalye, yatak ve ben arkadaşlık ediyoruz. Dünyaya açılan iki penceremiz var. İlki tahmin edebileceğiniz üzere televizyon. Gelişmeleri takip etmeye, ülkeye ve dünyaya açılan bulanık pencereden gerçekleri görmeye, haber almaya çalışıyoruz. İkincisi ise dostlardan, yoldaşlarlardan gelen mektuplar. İkincisinin kıymeti paha biçilemez. Ek olarak gerçek olan tek pencereden gelen Rohat ve Yücel’in sesleri.
Alanım dar, insani etkileşim ve faaliyetlerim önemli ölçüde engellenmiş olsa da hatıralar ve anılar yer kaplamıyor. Aramalarda bulunamıyor. Neşeli ve güzel günler, sıkıntılar, mücadeleler, geride kalanlar ve ileri adım atması gerekenler, çocuğunun ve çocuklarının özgürlüğü için dövüşen annem… Az eşya, bol düşünce ve çok zamanım olduğu bir süreçten geçiyorum, geçiyoruz. Her şey çağrışım yapabiliyor. Çay doldurmak, tütün sarmak, bir hareket veya duruş...
Dün sabah otel yangınında ölenlerin haberi gece saatlerinde 76 kişiye ulaştı. Ülkemizde ölebilmek için oldukça fazla seçenek olduğunu düşündüm. Fabrika, inşaat, maden demeden alınmayan önlemlerden kaynaklı ölmek, trafikte ölmek, saat 22.00’dan sonra sadece kadın olduğun için ölmek, yağmurlu bir havada kapatılmayan kablolar yüzünden elektrik akımına kapılıp ölmek, selde, yangında, depremde, heyelanda ölmek… Ertesi gün bunları düşünürken temizlik yapıyordum. Terliklerim ıslandığı için botlarımı geçici olarak ayağıma giydim. İlk adımım ile yer kaplamayan anılar botumun seslenişiyle hafızadan kurtuldu. Maraş, Hatay, Adıyaman ve bir çok ilde büyük yıkıma neden olan deprem ve birkaç gün sonra yapabileceklerimizin sınırını bilerek ama yerimizde de duramayarak yola çıkışımız. Deprem bölgesinin oldukça soğuk olduğu söylendiği için hızlıca aldığımız bot. Ayaklarımızın yanı sıra daha çok insanlığımızı korumak için çıktığımız yolculuk. Fiziki olarak yerim değişse de ben aynı yerdeyim. Ayaklarımı korumak adına ayağımda bot, insanlığımı korumak için yürüttüğüm mücadeleden kaynaklı tutukluyum.
Dört kişi, bir araba ve ilk elden insani ihtiyaçları bagaja doldurup çıktığımız yolculuğu düşünmeye başladım. Beraber tutuklandığımız Fatma Alökmen‘le birlikte deprem bölgesine yaklaştıkça artan öfkemiz ve şaşkınlığımız da aklımda.
İnsani yardımları dükkanına doldurup o malzemelerden yaptığı çorbayı satanı da gördük, köyde kadınların altınlarını verip o parayla aldıkları malzemelerle ücretsiz çadır kuranları da.
Ölmüş kızını enkaz başı bekleyen annenin bakışlarını da gördük, sadece altın dolu kasa var diye nöbet tutan jandarmayı da.
Madencilerin uğraş ve çabalarını da gördük AFAD ekibinin bol flaşlı ve kameralı kurtarma çalışmalarını da!
Herkesin bildiği şeyleri biz de yansıyandan fazla gördük. Anlatıp laf kalabalığı yapmaya gerek yok fakat en önemlisi dayanışmanın muhteşem bir şey olduğunu tekrar gördük. Bu insani davranışın çok basit biçimde hayat kurtardığını da.
Bulanık pencere ölenleri ve ölümlerin nedeni yerine belediye mi, bakanlık mı suçlu diye tartışıyordu. Yedi adımda ileri geri gidip geliyorum. Ölüm ne kadar kolay, tercih listesi uzun diye düşünüyorum. Bir çay doldurup masanın başına geçiyorum kalemi alıp yazmaya başlıyorum: ‘Her şeyin bir hatırası vardır.'
Burdur’dan herkese selamlar…
22.01.2025
Serdar Gür
Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi
C3- 18