İran: Anlaşma ya da bombalanacaklar

ABD, İran'ın nükleer programına ilişkin müzakereler sürerken Tahran’ı tehdit ediyor. "Dini Lider" Hamaney müzakereleri prensipte reddediyor.

  • Çeviri
  • |
  • Basın derleme
  • |
  • 01 Nisan 2025
  • 16:00

ABD Başkanı Donald Trump, tehdit içermeyen bir diplomasi olmadan yapamıyor. Pazar (30 Mart) günü NBC’ye verdiği röportajda İran’ı tehdit ederek, “Eğer bir anlaşmaya varılmazsa, bombalanacaklar. Daha önce hiç görülmemiş bir bombardıman olacak.” dedi. Aynı zamanda ABD ile İran yetkilileri arasında temaslar olduğunu belirtti ancak ayrıntı vermekten kaçındı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin açıklamaları, içeriği gizli tutulan bu temasların gerçekten var olduğunu doğruluyor.

İki ülke en üst düzeyde dolaylı yazışmalar yürütüyor. Araghchi, geçen hafta Perşembe günü devlet ajansı IRNA aracılığıyla yaptığı açıklamada, İran’ın Trump’ın 12 Mart’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir üst düzey diplomat aracılığıyla gönderdiği mektuba resmi yanıt verdiğini duyurdu. İran, bu yanıtı Umman Sultanlığı’nın aracılığıyla iletti. İran ve ABD doğrudan diplomatik ilişkilere sahip değil. Umman, geçmişte de Washington ve Tahran arasındaki dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapmıştı.

Mart ayında taraflar arasında gidip gelen mektupların içeriği tam olarak bilinmiyor. Ancak Trump’ın İran’la bir anlaşma yapmak istediğini dile getirdiği, Tahran hükümetinin ise ABD’nin yaptırımları ve tehditleri sürdüğü sürece yalnızca dolaylı müzakereleri kabul edebileceğini ifade ettiği kesin. Araghchi, bu tür dolaylı temasların geçmişte de sürdüğünü ve hiçbir zaman tamamen kesilmediğini belirtiyor.

İlk bakışta bu açıklamalar şaşırtıcı görünebilir. Ne de olsa, İran’ın "Dini Lideri" Ali Hamaney’in 7 Şubat’ta Hava Kuvvetleri komutanlarına ve kurmay subaylara yaptığı ünlü konuşma, görünüşte net ve kesindi. İran Anayasası’na göre en yüksek siyasi ve dini otorite olan Hamaney, aynı zamanda silahlı kuvvetlerin de başkomutanıdır. O konuşmada, İran’ın dünya çapında ülkelerle diplomatik temaslar yürüttüğünü ve anlaşmalar imzaladığını belirtmiş, ancak bunun tek istisnasının ABD (ve elbette İran tarafından devlet olarak tanınmayan İsrail) olduğunu vurgulamıştı. Hamaney, Trump’ın uluslararası anlaşmaları keyfi şekilde bozduğunu hatırlatarak, “Böyle bir hükümetle müzakere etmek ne mantıklı ne akıllıca ne de onurludur. Bu tür görüşmelere girmemeliyiz.” demişti.

Batı medyasında İran’daki karar mekanizmasının tamamen Hamaney’in elinde olduğu ve onun sözlerinin mutlak belirleyici olduğu sıkça öne sürülüyor. Ancak gerçekte durum hiç de böyle değil. Mart ayının ikinci yarısından itibaren Araghchi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve hatta Hamaney’e yakın çevrelerden Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Kharazi gibi isimler, İran’ın Trump yönetimiyle müzakere etmeye istekli olduğunu açıkça dile getirmeye başladı. Bu açıklamalar, İran’ın pozisyonunu sarsılmaz bir ilke gibi sunuyor. Örneğin Araghchi, “Maksimum baskı ve askeri tehditler devam ettiği sürece doğrudan müzakereler yapmama politikamız değişmeyecek, ancak geçmişte olduğu gibi dolaylı görüşmeler sürdürülebilir.” dedi. Dışişleri Bakanı ayrıca, İran’ın nükleer programıyla ilgili daha fazla şeffaflık sağlamak için müzakerelere hazır olduğunu, hatta Eylül 2024’ten bu yana Fransa, Almanya ve İngiltere ile yürütülen görüşmelerin de esasen ABD ile dolaylı müzakereler anlamına geldiğini belirtti.

İran hükümeti bu pozisyonunu, Hamaney’in açıklamalarıyla çelişmiyormuş gibi sunuyor. Oysa Hamaney’in konuşmaları açıkça erişilebilir durumda ve doğrudan ile dolaylı müzakereler arasında bir ayrım yapmıyor. Pratikte bu iki format arasında büyük bir fark olmadığı da ortada.

Bu çelişkili ve kimi zaman samimiyetsiz görünen argümanlar, İran içinde de dikkat çekiyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Kudüs Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “ABD, müzakere dediğinde aslında silahsızlanmamızı istiyor. Halkımız, tehditler altında yürütülen görüşmelerin yalnızca dayatma amacı taşıyan bir gösteri olduğunu biliyor. Akıllı hiçbir ulus bunu kabul etmez.” diyerek sürece tepki gösterdi.

Trump’ın "anlaşma" (deal) kelimesiyle tam olarak ne kastettiği ise hâlâ belirsiz. Ancak Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz’ın 23 Mart’ta CBS’ye verdiği röportajda dile getirdiği gibi, ABD yönetimi İran’ın herhangi bir nükleer programa sahip olmasını tamamen reddediyor ve özellikle uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden ve stratejik füze programlarından vazgeçmesini istiyor.

Çeviri: Kızıl Bayrak

Knut Mellenthin- Junge Welt / 01.04.2025