Kapitalistlerin sefalet ücreti dayatmasına karşı fabrikalarda gerçekleştirilen eylemler beklenen oranda yaygınlaşmasa da sürüyor. Başta Gaziantep’teki tekstil işçileri olmak üzere, ülkenin farklı noktalarından hemen her gün iş bırakma ya da eylem haberleri geliyor. Saray gericiliğinin “sistematik yoksullaştırma politikası” gereği sefalet ücreti dayatmasını, kapitalistlerin Ocak zamlarını sembolik artışlarla geçiştirme küstahlığı tamamladı. Bu süreçte Saray iktidarı ve kapitalistler her zaman yaptıkları gibi tam bir uyum içinde hareket etti.
Asgari ücret yılın ilk ayında açlık sınırının altında kalmasına rağmen, Ocak zamları büyük ölçüde asgari ücret düzeyinde tutuldu. İşçi ve emekçileri en temel insani ihtiyaçlarını karşılamaktan biraz daha uzaklaştıran bu zam oranlarına karşı birçok fabrikada işçiler tepki gösterdi. Kuşkusuz etkili bir çıkış yapan Başpınar işçileri bu eylemsel süreçlerde öne çıktı. Birçok fabrikada iş bırakma eylemleri gerçekleştirildi, eylemleri birleştirmek için çabalar harcandı. Sorunların ağırlığına rağmen işçi sınıfının yeterince harekete geçemediği koşullarda Başpınar işçilerinin çıkışı anlamlı ve olumlu bir atmosfer yarattı.
Baskı ve tehditlere rağmen gelişen ve engellenemeyen bu eylemleri bastırma işini yine sermaye devleti üstlendi. Kendi yasalarını pervasızca ayaklar altına alan iktidar, kentte eylem yasağı ilan etti. BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanarak cezaevine konuldu. İşçilerin haklı, meşru eylem ve talepleri “yasadışı” ilan edildi. Eylem yasağına dair yapılan yürütmeyi durdurma başvurusu yasağın bitimine yakın karara bağlandı ve yasak kalktı. Bu kez fiili yasaklar devreye girdi. İşçilerin hak arama eylemlerine devam etme iradesi asker ve polis saldırılarıyla kırılmak istendi. Tutuklama için uydurulan sahte gerekçeler ortadan kalmasına rağmen Mehmet Türkmen hala cezaevinde tutuluyor. Ancak tüm baskı ve zorbalığa rağmen işçiler mücadeleden vaz geçmiş değiller.
Başpınar’da yaşanan süreç, ekonomik krizin faturasını işçi sınıfı ve emekçilere ödetmenin bir “devlet politikası” olduğunu kanıtlıyor. Sermayenin çıkarlarını korumayı esas alan iktidar, sefalet dayatması karşısında işçilerden “sessizlik” bekliyor. Olmadığı koşullarda ise baskı ve zor aygıtları fütursuzca devreye giriyor. Sermaye düzeninin çıkarlarını koruyan yasalar-mahkemeler işlevselliğini yitirdiğinde ise çıplak zor devreye giriyor. Öyle ki, hak arayanlara saldırmak için “yasal kılıf” uydurmaya bile ihtiyaç duyulmuyor. Kısacası, sınıf ve kitle hareketinin durgun olduğu koşullarda “yasa-kural-hukuk” güzellemeleri yapanlar, işçi sınıfı hak arama mücadelesine giriştiğinde azgınca saldırıyorlar.
Kitlelerin “rızası” sağlandığında, kağıt üstüne yasa-kural varmış gibi algı yaratılıyor. Ancak sessizliği bozacak adımlar güçlenmeye başladığında, itirazlar yükseldiğinde, dayatılan politikaların uygulanması riske girdiğinde, sermaye devleti işçi sınıfına düşman yüzünü tüm pervasızlığıyla açığa vuruyor.
Sergilenen bu pervasızlık aynı zamanda derin bir korkunun da ürünü. Ağır çalışma ve yaşam koşullarına karşı gelişen eylem ve örgütlenmeler, işçi sınıfının bilinçlenmesi, emekçi kitlelerin hareketliliğinin artması vb. gelişmeler düzenin efendilerinin kâbusudur. Sınıf hareketini her yol ve yöntemle baskılama çabası bundan ileri geliyor. Başpınar işçilerinin mevcut bilinç ve örgütlülük düzeyleri ile ortaya koydukları kararlılık bunun güncel ve somut örneği oldu.
İşçi sınıfı hareketi, kapitalizmin yarattığı nesnel çelişkilerin kaçınılmaz sonucu olduğu oranda süreklidir de. Bu, sınıflar mücadelesinin gelişim seyrine göre zayıflayabilir ya da dinamik bir içerik kazanabilir, ancak engellenemez. Türkiye’nin yakın tarihinin somut olgularının da gösterdiği gibi, tüm olumsuz koşullara rağmen işçi sınıfı eylemleri engellenememiş, hareket sınırlansa bile kendini ifade edecek kanallar aramıştır. İçinden geçmekte olduğumuz ağır siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik atmosferin boğuculuğu da geçici olmaya mahkumdur. Baskı ve yasakların hükmü, buna boyun eğenler olduğu sürece geçerlidir. Bu bakışın getirdiği moral ve umutla işçi sınıfı hareketinin gelişimi için seferber olmak hem bir ihtiyaç hem de çözümün anahtarıdır.