En basit muhalif söyleme dahi tahammül gösteremeyen AKP şefi Tayyip Erdoğan, gelinen yerde kendi tabanında dahi meşruluğunu yitirmeye başladı. Rejim ömrünü uzatabilmek için baskı ve zor aygıtları üzerinden her yol ve yöntemi pervasızca kullanıyor. Demokratik hak ve özgürlüklere yönelik saldırılar ile tüm topluma gözdağı veriliyor. Kayyum ve soruşturmalarla “milli iradeye” yönelik sistemli bir saldırı yürütülüyor.
Öte yandan ekonomik ve sosyal krizin ağır faturası geniş işçi ve emekçi kitlelerin sırtına yıkılıyor. Düşük ücretler dayatılıyor, grev ve eylemler yasaklanıyor, en meşru hak arama mücadeleleri terörize edilerek bastırılmaya çalışılıyor. Tüm bunların da gösterdiği gibi, rejimin siyasal temsilcisi olan Erdoğan’ın, bir dönem diline pelesenk ettiği “ileri demokrasi” söylemi, Türkiye’nin mevcut koşullarında “sınırsız zorbalık” şeklinde uygulanıyor.
Gelinen yerde basın-yayın kuruluşlarına yapılan baskılar da hat safhaya ulaşmış durumda. AKP’nin rejimine muhalif kurum ve kuruluşlar sürekli ve sistematik bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. “Yalan haber ve dezenformasyonla mücadele” kılıfı altında yayın durdurma, ekran karartma, erişim engeli, para cezası gibi yaptırımlarla gerçeklerin halka söylenmesi engellenmek isteniyor. Bu icraatlar sözde “bağımsız” bir devlet kurumu olan gerçekte ise AKP propaganda bakanlığı işlevi gören RTÜK ve BTK gibi “aparat kurumlar” kullanılarak hayata geçiriliyor.
***
2019’da alınan bir kararla RTÜK’ün müdahale alanı “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik” ile genişletilmişti. Bu karar ile internet üzerinden yapılan yayınlara RTÜK’ün müdahale yolu açılmış oldu. RTÜK’ün yetersiz kaldığı durumlarda ise devreye “bağımsız yargı” aparatı giriyor. Yargı sistemi gelinen aşamada tamamen AKP’nin kuklası olarak hareket ediyor. Öyle ki, yukarıdan aşağı doğru işleyen bir sistemle tam bir cadı avı başlatılmış durumdalar. AKP-MHP rejiminin uyguladığı politikalara karşı gelişen her türden muhalif sesin gözaltı ve tutuklamalar ile kesilmek istenmesi bunun en çarpıcı göstergelerinden biridir.
İnternet, iletişim ve haber alma araçları içinde televizyon, radyo ve gazetelere göre nispeten daha özgür bir alan sunmaktadır. Medya tekellerinin mutlak hegemonyasının nispi olarak dışında kalan internet, aynı zamanda devletin müdahalesinin de kısmen sınırlı olduğu bir alandır. Buna karşın internet yayıncılığı da sürekli ve sistemli saldırılardan muaf değil. Sözde “Yalan haber ve dezenformasyonla mücadele” adı altında hemen her gün devrimci ve ilerici kurum ve kuruluşlar ile bağımsız ve muhalif gazetecilerin yayın araçları, hatta düzen muhalefetinin sosyal medya hesapları, haber-yayın organları ve bloglar da kapatılıyor ya da askıya alınıyor.
Ekonomik ve sosyal krizin faturası ağırlaştıkça, bağımsız medyaya yönelik baskıların da dozu ve şiddeti artıyor. AKP bir taraftan “yalan haber ve dezenformasyona karşı mücadele” adı altında muhalif sesleri bastırarak gerçeklerin üzerini örtüyor, öbür taraftan ise bu yasayı kullanarak yalan ve dezenformasyona dayalı propagandasını yürütüyor. Ekonomik kriz, ulusal sorun, kadın sorunu, mülteci sorunu, gençlik sorunu, eğitim sorunu, konut sorunu, deprem riski gibi konuları gündem getirenler ise hedef alınıyor. Düzen muhalefeti suçlanıyor ya da “terör” söylemi ile devrimci yayın ve kuruluşlar sistematik bir şekilde hedef gösteriliyor.
***
Gerici-faşist iktidar genel olarak tüm medya ve basını, özel olarak ise sosyal medya araçlarının tam denetimini sağlamayı amaçlayan politikalar geliştiriyor. Geçtiğimiz günlerde meclisten geçen “Siber Güvenlik Yasası” ile amaçlanan da tam olarak budur. Bu yasa güya devlet ve sivil kamu kuruluşlarına karşı siber alandan gelecek saldırılara karşı mücadele etmek için çıkarıldı. Oysa pratik yaklaşımlar bunun alenen yeni bir sansür yasası olduğunu gösteriyor.
Nazi propaganda bakanı Joseph Goebbels “büyük yalan” tekniğini açıklarken şunları söylüyor: “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır... Dolayısıyla, devletin muhalefeti bastırmak için tüm yetkilerini kullanması hayati önem taşır, çünkü gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır ve dolayısıyla gerçek, devletin en büyük düşmanıdır.”
Bu yaklaşım, AKP’nin meseleye bakışını net bir şekilde anlatıyor.