8 Mart’ın ardından:

Kadınlar baskılara, yasaklara boyun eğmiyor!

Kadınların 8 Mart’ta baskı ve yasaklara boyun eğmemesi, kadın hareketinin toplumsal mücadelenin önemli bir dinamiği olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

  • Haber
  • |
  • Kadın
  • |
  • 21 Mart 2025
  • 19:00

Geride bıraktığımız 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ülkenin dört bir yanında kadınlar sömürüye, baskıya ve eşitsizliklere karşı alanlara çıktı. Kadınlar, yaygın ve kitlesel bir şekilde gerçekleştirilen eylemlerde, kokuşmuş düzene karşı biriken öfke ve tepkilerini alanlarda ortaya koydular.

2025 yılı 8 Mart eylemlerinde AKP iktidarının kadın düşmanı politikalarına, her geçen gün artan şiddete ve kadın cinayetlerine, krizin faturasının sistematik olarak emekçi kitlelere ödetilmesine ve bu tablonun kadınlar üzerinde yarattığı çok yönlü yıkıma tepkiler öne çıktı.

Kadınların haklarını ve yaşamlarını yok sayarak sermaye sınıfının ve gerici AKP iktidarının “kutsal aileyi” esas alan politikalarının ifadesi olan “Aile yılı” ikiyüzlülüğüne tepki ise neredeyse tüm 8 Mart eylemlerinin ortak teması oldu. “Aile yılı” adı altında izlenen politikalara kadınların eylem alanlarında verdiği yanıt ise 2025 yılını “mücadele yılı” yapma çağrısı oldu.

Gerçekleştirilen pek çok eylemde kadın işçilerin direnişleri selamlanırken, Suriye’deki Alevilere dönük katliamlar da protesto edildi.

Kürt illerinde ise kayyım saldırılarına karşı tepkilerin yanı sıra “yeni süreç” bağlamında barış çağrıları öne çıktı.

Kadınlar yasakları tanımadı!

Sistemin ekonomik ve siyasi krizini yönetebilmek için baskı ve zoru esas alan AKP-MHP iktidarı kadınların hakları ve gelecekleri için taleplerini yükselttiği, özlemlerini dile getirdiği 8 Mart eylemlerine de tahammülsüzdü. Bunun en somut örneği 23 yıldır gerçekleştirilen Taksim Feminist Gece yürüyüşü oldu. Son 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde olduğu gibi Taksim eylemi yasaklanmakla kalmadı, Taksim ve çevresinde adeta OHAL uygulandı. Buna rağmen binlerce kadın Sıraselviler Caddesi’nde buluşarak yasakların bir hükmü olmadığını bir kez daha ilan etti. Benzer bir tablo Ankara’da da yaşandı. Yürüyüşü engellemek için barikatlar kurulmasına rağmen, kadınlar kararlı duruşlarından bir adım bile geri adım atmadı.

İktidar, “yasaklı” meydanlara çıkmak isteyen kadınların fiili eylemini engellemeye dönük saldırgan müdahalelerle yetinmedi. İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli başta olmak üzere bir dizi kentte “Jin, jiyan, azadi!” ve tek adam rejimine dönük sloganlara, LGBT+’ların pankart ve sloganlarına dönük saldırılar gerçekleştirdi ve engelleme girişiminde bulundu.

Bu saldırı furyasını, önümüzdeki günlerde hayata geçirmek istedikleri yeni düzenlemelerin ön adımı olarak görmek gerekir. Zira basına yansıdığı kadarıyla, iktidarın gündeminde Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi taslağı var. Bu yasa teklifi Ailenin Korunması ile Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve IV. Yargı Reformu Strateji Belgesi’yle uyumlu olarak aile kurumu için gördükleri “tehditlere” karşı yeni düzenlemeler içeriyor.

Kadın işçiler taleplerini yükseltti!

Ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen 8 Mart eylemlerine heterojen bir katılım oldu. Ancak daha sınırlı olmakla birlikte sendikalı fabrikalarda kadın işçilerin katılımıyla 8 Mart kutlamaları da gerçekleştirildi. Sendika bürokratlarının göstermelik programlarını saymazsak, Birleşik Metal-İş, Genel-İş, Tez-Koop İş, Petrol-İş gibi sendikaların örgütlü olduğu ve kadın işçilerin çalıştığı fabrikalarda 8 Mart kutlamaları gerçekleştirildi. Bu programlarda kadınlara dönük kapsamlı saldırılara tepkiler dile getirildi, yanı sıra eşit işe eşit ücret, ücretlerin artırılması, kreş hakkı, İLO sözleşmesinin imzalanması vb. talepler yükseltildi.

Kuşkusuz ki bu etkinliklerin en anlamlı örnekleri direniş alanlarında gerçekleştirilenlerdi. TKIS Perde işçileri, İzmir’de grevde olan tütün işçileri, Temel Conta işçileri direniş alanlarını 8 Mart etkinliklerine dönüştürdü ve direnişlerinin ruhunu 8 Mart etkinliklerine taşıdılar. Aynı günlere denk gelen DİSK’in “kadın grevi”ni de bu etkinliklere eklemeliyiz. DİSK’in çağrısıyla gerçekleştirilen, ancak “grev” olmaktan uzak kalan kitle eylemlerine ise çoğunlukla belediye, sağlık ve metal işçileri katıldı.

Kadınlar meydan okumaya devam ediyor!

2025 8 Mart eylemleri geçtiğimiz yıllara nazaran daha yaygın ve kitleseldi. Buna rağmen yapısal sorunlarıyla bağlantılı olarak kadın hareketinin tablosunda esaslı bir değişiklik görülmedi.

Ancak toplumsal muhalefetin çok yönlü bir kuşatma altına alındığı, baskı ve terörün tırmandırıldığı, toplumsal baskının derinleştiği bir süreçte kadınların sesinin gür bir şekilde çıkmaya devam etmesinin önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor. Kadınların 8 Mart’ta baskı ve yasaklara boyun eğmemesi, kadın hareketinin toplumsal mücadelenin önemli bir dinamiği olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Öte yandan, sınıfsal konumları gereği kadın mücadelesinde sürükleyici bir rol oynaması gereken kadın işçilerin, yazık ki bu misyonu yerine getirmekten uzak oldukları da görüldü.