Eğitimde dinsel-gerici dayatmalar artıyor!

Geçit vermeyelim!

AKP iktidarının artan baskı ve sömürüye karşı yükselen sesleri bastırmak için hayata geçirdiği politikalardan biri de gençleri her türden burjuva gericiliği ile sersemletip, yozlaştırmaktır.

  • Haber
  • |
  • Gençlik
  • |
  • 28 Şubat 2025
  • 17:30

AKP iktidarının artan baskı ve sömürüye karşı yükselen sesleri bastırmak için hayata geçirdiği politikalardan biri de gençleri her türden burjuva gericiliği ile sersemletip, yozlaştırmaktır. Gençliğin öfkesinden korkan sermaye devleti, her türlü yol ve yöntemle gençliği itaatkâr, sorgulamayan, gerici bireylerden oluşan pasif bir topluluk konumuna itmek istiyor. Saray rejiminin şefi Tayyip Erdoğan bunu yıllar önce, “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz” ve “Ağaç yaşken eğilir” sözleri ile itiraf etmişti.

Öğrencilerin ve velilerin yıllardan beri dile getirdikleri parasız, bilimsel, anadilde eğitim taleplerini hiçe sayan rejim, “eğitim” yatırımlarının büyük bir bölümünü dinci-gerici propagandaya ayırıyor. Bu durum, eğitim politikalarını belirleyenlerin yönelimlerini açık bir şekilde gösteriyor. Örneğin, bugünün en yakıcı ihtiyaçlarından biri olan öğrencilere parasız beslenme hakkının karşılanması talebi dikkate alınmazken, devasa kaynakların dinci-gerici propagandaya ayrılması, nasıl bir nesil yaratmak istediklerini açık bir şekilde göstermektedir.

Dinci-gerici uygulamaların/dayatmaların boyutunu görebilmek için MEB’in kimlerle işbirliği yaptığına, kimlerle protokoller imzaladığına ve nelere, ne kadar bütçe ayırdığına da bakmak gerekir. Geçmişte uygulanan “Ahilik Protokolü”, günümüzde ise ÇEDES bu gerici protokollere verilebilecek en net örneklerdir. Okullarda hatipler ve vaizlerin görevlendirilmesini öngören, laik-bilimsel eğitimi geri plana iten “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) protokolü kapsamında imam hatip okullarının örgün eğitim içindeki “niteliğini” artırma hedefi de konulmuş, bu alandaki maliyet 278 milyon 355 bin TL olarak hesaplanmıştı. İmam hatip lisesi uygulama atölyesi inşaatları için 2025 yılında 3 milyar 469 milyon 429 bin TL harcama öngörülürken, fen lisesi inşaatları için ise yalnızca 1 milyar 397 milyon 264 bin TL kaynak ayrıldı. İktidarın eğitim alanındaki tercihlerine ayna tutan verilere göre, imam hatip liselerinin proje tutarı 9 milyar 366 milyon 87 bin TL iken fen liselerinin proje tutarı ise 3 milyar 375 milyon 409 bin TL düzeyinde. MEB’in imam hatip liseleri için 2013-2024 döneminde harcadığı toplam para, 658 milyon 36 bin 192 TL iken fen lisesi için sadece 180 milyon 818 bin 676 TL’yi bulduğu belirtiliyor.

“Tespitler” içerisinde “projelerin yürütülebilmesi için finans kaynağının yeterli olmaması ve proje yürütücülerinin yeterince desteklenememesi” iddiaları da yer alıyor. Bu iddia ile vakıf ve tarikatlarla kurulan ilişkilere “yasal kılıf” uydurmaya çalışıyorlar. İlkokullardan ortaokullara ve liselere varana kadar, dinci-gerici içerikli ders ve uygulamalar adım adım artırılıyor. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında çocuklara kaba bir gericilik dayatılıyor. AKP’nin yeni modeli ile müfredatın tamamı değişti. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismi ise Osmanlı döneminde milli eğitim için kullanılmış. Maarif, “Bilgi ve kültür”, “eğitim ve öğretim sistemi” anlamına gelmektedir. İsimden bile anlaşılacağı üzere her yönüyle gerici bir model dayatılmaktadır.  

AKP iktidarının bu alanda attığı adımların en büyüğü ise müfredatlara eklenen propaganda dersleridir. Her okulda ismi farklılık gösterse de kimi liselerde “Türk Sosyal Yapısında Aile” adında bir ders vardır. Bu dersin içeriği ve konu başlıkları tamamen iktidarın ideolojisine uygun şekilde hazırlanmış. Bu derslerde “kutsal” aile yapısını övmek, aile içi cinsiyet rollerini yüceltmek ve dinin aile içindeki önemini arttırmak gibi pek çok başlık yer almaktadır.  

Buna ek olarak MEB’in kimlerle iş birliği yaptığını görmek için geçmişten bugüne bakmak gerekir. Çünkü yalnızca müfredatla değil özel günler, yerel etkinlikler ve daha birçok yöntemle dinci-gerici propaganda okullarda öğrencilere dayatılmaktadır.

-MEB’in resmi olarak doğrudan Bilal Erdoğan’ın da yönetim kurulunda olduğu TÜGVA, sonraki adıyla TÜRGEV ile anlaşması var. TÜRGEV’e okullarda sosyal, sportif, mesleki ve teknik kurslar düzenleme yetkisi tanındığı gibi, kursların masraflarını da MEB karşılamaktadır.

-Onlarca çocuğa tecavüz edildiği ortaya çıkan ENSAR Vakfı ile “Çeşitli Eğitim, Seminer ve Sosyal Etkinlikler Düzenlenmesine Dair İşbirliği Protokolü” imzalanmıştı. Vakfın ilk ve orta öğretim öğrencilerine yönelik yaz okulu, yaz kampı, okuma yarışması, gezi ve seminer düzenlenmesine imkan verildi.

-Türkiye Diyanet Vakfı ile imzalanan protokolle okul öncesi eğitim kurumlarında 4-6 yaş arası çocuklar için Kuran Kursu açılmasına imkan sağlandı.

-Nur Cemaati’nin Nakşibendi koluna bağlı Hayrat Vakfı’na “Değerler Eğitimi” adı altında okullarda ders vermesine izin verildi.

-Milli Eğitim Bakanlığı ile Süleymancılar arasında, “Değerler Eğitimi Protokolü” imzalandı.

-Milli Eğitim Bakanlığı, İnsan Vakfı'nın “Mescitsiz Okul Kalmasın” adı altında okullarda yürüttüğü kampanyaya onay vererek, sponsor oldu.

-Gençlik ve Spor Bakanlığı kendisi yurt açmak yerine İlim Yayma Cemiyetine yurtlar açtırdı.

Bu ve benzer protokollerin sonuncusu ise geçtiğimiz günlerde MEB ile Ülkü Ocakları arasında imzalandı. Ülkü Ocakları bu protokole dayanarak MEB’e bağlı okullarda istediği şekilde “kurs” ve “dersler” verebilecek. AKP iktidarı bu protokol ile dinci-gerici propagandaya ek olarak ırkçı-faşist propagandayı da çocuklara dayatıyor.

Gerici/şoven saldırının bir diğer ayağını oluşturan yurtlar hakkında da kısaca bir ekleme yapmak gerekir. Zira AKP iktidarı, eğitim üzerinden dayattığı dinci-gericilik ile sadece öğrencilerin zihinlerini zehirlemiyor yaşamlarını da tehlikeye atıyor. Bilindiği üzere dinci-gerici vakıfların yurtları da bulunuyor ve birçok öğrenci bu yurtlarda kalmaya mecbur bırakılıyor. Bu yurtlarda birçok cinayet veya intihar olayı yaşandı. Hatırlanacağı üzere, 2016 yılında Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 12 çocuk yaşamını yitirmişti. Söz konusu yurtta yaşanan bir nevi toplu cinayetti. Orası bir kız yurduydu ve kız çocukları dışarı çıkmasın, başı açık olarak dışarıda gözükmesinler diye yurt yönetimi yangın merdivenlerinin kapılarını kilitlemişti. Çünkü ölümün kol gezdiği o yurt Süleymancılara aitti. O katliamın ardından bir başka vahim gerçek de ortaya çıkmıştı: Bölgede bulunan devlet yurdu hiçbir gerekçe yokken kapatılmış, çocuklarını okula gönderen aileler, kızlarını Süleymancıların yurduna yerleştirmeye mecbur bırakılmıştı.    

Sermaye devleti, gençliğin sorunlarının farkına vararak örgütlenip birlikte hareket etmesini engellemek için elinden geleni ardına koymuyor. Din, dil, ırk, bölge vb. üzerinden suni ayrışmaları körükleyerek gençliği parçalayıp yıldırmaya çalışıyor.  

Tüm bu kapsamlı saldırılara karşı liseliler olarak bugünkü temel görevimiz, örgütlü bir güç olup mücadeleyi yükseltmektir.

Devrimci Liseliler Birliği