Sistemin çoklu krizleri Alman kapitalizmini de doğrudan etkilemeye devam ediyor. Alman ekonomisi üç yıl üst üste kaydettiği eksi büyüme ile G-7’nin küçülen tek ekonomisi durumunda. İyimser tahminlerle bile 2025’te ekonominin sadece %0,3 büyümesi öngörülüyor. Sistemin eşitsiz gelişiminin de etkisiyle gittikçe kızışan uluslararası rekabet, Alman tekellerini zorluyor.
Özellikle otomotiv sektöründe Alman tekellerinin pazar payı gittikçe küçülüyor. Bunun en bariz örneğini, yakın zamanda çeşitli fabrikalarını kapatmayı, on binlerce kişiyi işten çıkarmayı ve işçi ücretlerinde kesintiye gitmeyi duyuran VW tekeli oluşturuyor. İşçi çıkarmalar ve fabrika kapatmalar VW ile de sınırlı değil kuşkusuz. Ford, Opel, Mercedes, Bosch, Siemens gibi otomotiv ve metal sektörünün belli başlı tekelleri ile bunların yan sanayini oluşturan onlarca firma da fabrika kapatmalar, iflaslar veya kitlesel işçi çıkarmalarla gündeme geliyor. Toplamında yüz binlere varan kişi işini kaybetmekle yüz yüze.
Avrupa’nın en büyük ve dünyanın 3. büyüğü olan Alman ekonomisinde işler hiç de yolunda gitmiyor. Ne var ki bu sorun, kapitalistlerden öte esas olarak işçi sınıfı ve emekçilerin sorunudur. Zira kapitalistler, her yerde ve her zaman olduğu gibi, kendi sistemlerinin ürünü olan krizin tüm faturasını emekçilerin sırtına yıkıyorlar. Emekçiler, var olan krizin faturasını kitlesel işten atılmalar, işyerlerinin yok edilmesi, hayat pahalılığı, sosyal kesintiler, yoksulluk, baskı ve geleceksizlik olarak ödüyorlar.
İşçi ve emekçilere yönelik bu ağır sosyal saldırıları, hiç kuşkusuz kazanılmış siyasal hak ve özgürlüklere yönelik saldırılar takip edecektir. Şimdiye kadar ki “trafik lambası” koalisyonu, üç yılı aşkın süre boyunca, izlediği emekçi düşmanı, savaş ve sermaye yanlısı programla ciddi bir sosyal yıkım yarattı. Nitekim yarattıkları bu yıkımın da etkisiyle, daha vadesini dolduramadan dağılmakla kalmadılar, yapılan erken genel seçimlerde hepsi de ciddi oy kaybına uğrayarak hezimete uğradılar.
Fakat yapılan seçimlerin emekçilerin derdine deva olması bir yana, seçimlerin galibi, CDU/CSU’nun adayı, tekellerin adamı, sağcı Friedrich Merz’in başkanlığında kurulacak yeni hükümet, her bakımdan eskiyi aratacaktır. Merz, eski koalisyonun yarattığı sosyal yıkımı daha ileriden devralmak için can atmaktadır. Şimdilik tek seçenek olan SPD ile koalisyonu bir an önce kurmak için acele etmektedir.
İçerisinde bulunduğumuz kriz, Trump’ın “önce Amerika” sloganıyla gündeme getirdiği yeni güvenlik konsepti, Alman sermayesinin ihtiyaçları ile yeni hedefleri düşünüldüğünde, yeni kurulacak hükümetin tam bir saldırı hükümeti olacağını öngörmek hiç de zor değil.
Ekonomide kemerleri sıkmak, siyasal gericilikte ve polis devleti uygulamalarında gemi azıya almak için ciddi bir hazırlık içerisindeler. Militarizm ve savaş hazırlığı konusunda kısa zamanda büyük adımlar atmak istiyorlar. Bunun için ilk etapta 200 milyar Avro’luk yeni bir fondan bahsediyorlar. Seçim süreci boyunca kışkırtılan göçmen ve yabancı düşmanlığı üzerinden emekçileri bölmeye çalışıyor; ırkçı politikaları ve faşist uygulamaları daha da ileri götürmek istiyorlar. Sınır dışıları hızlandırmak ve iltica hakkını rafa kaldırmak için ciddi planlar yapıyorlar. Özcesi emekçileri hiç de iyi günler beklemiyor.
IG-Metal 15 Mart’ta alanlara çağırıyor!
Kazanılmış halklara yönelik artan saldırılar, emekçilerde gittikçe artan gelecek kaygısıyla birlikte, öfke ve mücadele etme arayışını da beraberinde getiriyor.
Almanya’da 2,6 milyon kamu emekçisini ilgilendiren TİS süreci devam ediyor. Emekçiler adına süreci yürüten Ver.di ve dbb sendikaları 12 ay için, en az 350 Avro olmak üzere %8 ücret zammı, üç gün fazla yıllık izin, sendika üyeleri için ek bir gün, çıraklar için 200 Avro zam ile, iş yükü ağır olan işkolları için daha fazla ödenek talep ediyor. Sermaye cephesi emekçilerin sınırlı taleplerini bile kabul etmeye yanaşmıyor. Yapılan ilk iki turda sermaye cephesi herhangi bir teklif bile getirmiş değil. Bunun üzerine havaalanları, belediyeler, hastaneler, ulaşım, postane, anaokulları vb. hizmet sektörlerinde uyarı grevlerine gidiliyor. 14-16 Mart’ta yapılacak üçüncü tur görüşmelerde de bir sonuç alınamazsa grev dalgası daha da genişleyecektir.
Öte yandan yıkımın en ağır yaşandığı metal sektöründeki işçilerde biriken ciddi tepkinin ürünü olarak IG-Metal’de de bir hareketlenme var. IG-Metal 15 Mart’ta Almanya’nın beş merkezinde düzenleyeceği mitinglerle emekçileri alanlara çağırıyor. “Kesinti yerine gelecek” mottosuyla düzenlenecek mitingler Hannover, Stuttgart, Köln, Frankfurt ve Leipzig’de yapılacak. IG-Metal çağrısında, “endüstri işyerlerinin korunması; adaletli, ekolojik ve gelecek vadeden bir dönüşüm; iyi bir iş, kimsenin geride bırakılmaması ve refah devleti köprüler inşa etmelidir!” gibi talepler ileri sürüyor.
IG-Metal yakın zamanda, gelecek için büyük önem arz eden VW’deki kritik mücadelede “işyerlerini koruma” adına, ücretlerde kesintiye gitme de dahil son derece kötü bir anlaşmaya imza atarak işçileri adeta ortada bıraktı.
İşçi sınıfının önünde ciddi bir barikat olan sendika bürokrasisi, her zaman sosyal demokratlarla eşgüdüm içinde hareket etmiştir. Dolayısıyla IG-Metal’in yeni hamlesinde ve motivasyonunda, SPD’nin aldığı ağır seçim yenilgisi ve kurulması muhtemel koalisyonda, Merz’e karşı elini güçlendirme hedefinin bir rol oynadığı açıktır.
Fakat sendika bürokrasisi hangi amacı güderse gütsün, her şeye rağmen, uzun süredir atalete mahkûm edilmiş sınıf kitleleri açısından yapılan çağrı önemlidir.
Sınıf devrimcileri de uyarı grevlerinin ve mitinglerin olduğu her yerde, gelişmelere gerekli ilgiyi göstermeli, aktif olarak katılmalı; sosyal yıkım, savaş ve faşizm temalı bildiri, afiş vb. materyalleri layıkıyla değerlendirmelidir.
Bir-Kar İşçi Komisyonu